27 Mayıs 2012 Pazar

İlginç Bilgiler Adetler ve Ayinler



Diğer Konular İçin Tıklayın!






 
1. Bir köpekbalığı 100 milyon damla deniz suyu içindeki bir damla kanı hissedebilir.


2. Bir fare bir deveye oranla daha uzun süre susuzluğa dayanabilir.

3. İnsan midesi 2 haftada bir iç zarını yenilemek zorundadır aksi halde kendi kendini sindirir.

4. i harfinin üzerindeki noktaya ingilizler “Dedikodu” derler.

5. Bir bardak taze şampanyanın içine bir kuru üzüm atarsanız üzüm asansör gibi bardağın altından üstüne üstünden altına sürekli dolaşır.

6. Eğer ağzımıza attığımız bir şeye tükürüğümüz değmese onun tadını anlayamayız.

7. erkek Peygamber Devesi dişinin kokusunu 7 mil öteden duyabilir.

8. George Washington evinin bahçesinde marijuana yetiştirirdi.

9. Zürafa kulağını 53 santim uzunluğundaki dili ile temizler.

10. Lübnan’da dişi bir hayvanla cinsel ilişkiye girmek serbesttir ama erkek hayvanla yasaktır.

11. Mc Donalds’ın karının % 40’ı çocuk menüsü satışından gelir.

12. Her insanın dilinin izi de parmak izi gibi farklıdır.

13. Tarihi film Ben Hur’da çekim ekibinin farketmediği kırmızı bir otomobil görünür.

14. Einstein 9 yaşına kadar düzgün konuşamamıştır. Ailesı onun özürlü olduğunu düşünmüştür.

15. Hergün doğan çocukların ortalama yüzde 12’si yanlış anne babaya verilmektedir.

16. Kağıt para sanıldığı gibi kağıttan değil pamuktan yapılır. 1950’den önce kenevir, ağaç kabuğu ve marijuana yaprağı kullanılarak yapılırdı.

17. Çikolatanın köpekleri öldürdüğü doğrudur. Onların kalbine ve sinir sistemine zarar verir. Yarım kilo kadar çıkolata küçük bir köpeği öldürebilir.

18. Birçok ruj çeşidi balık pulu içerir.

19. Katil balinalar köpek balıklarının midesine alttan torpil gibi vurarak öldürür.

20. Donald Duck çizgi filmleri Finlandiya’da yasaklanmıştır. Nedeni kahramanların don giymemesidir.

21. Ketçap 1830’lu yıllarda ilaç olarak satılırdı.

22. Suudi Arabistan’da bir kadın kocasına kahve yapmazsa bu boşanma nedenidir.

23. Uyurken, TV izlerken olduğundan daha fazla kalori harcarsınız.

24. Meşe ağaçları elli yaşından önce palamut vermez.

25. Kupa papazı bıyıksız olan tek papazdır.

26. Boeing 747’nin kanatları, uçakla uçmayı ilk başaran Wright Kardeşlerin uçtuğu mesafeden daha uzundur.

27. Amerikan Havayolları 1987 yılında first-class da sunulan bir adet zeytin eksiltmek suretiyle 40 bin dolar kar etmiştir.

28. Kaplumbağalar kıçlarından da nefes alabilirler.

29. Evinizdeki toz parçacıklarının büyük çoğunluğu ölmüş deri dokusudur.

30. İnekler merdiven çıkabilir ama inemezler.

31. Ördeklerin ’vak’sesi yankı yapmaz, nedenini de kimse bilmez.

32. Sivrisinek kovucu spreyler sinekleri kovmuyor, sizi gizliyor. Sivrisineğin alıcılarını bloke ederek sizin orada olduğunuzu anlamamalarını sağlıyor.

33. Taze kakao içinde bulunan sıvı, kan plazması yerine kullanılabiliyor.

34.Yediğimiz bir besinin ağzımızdan midemize gitmesi 7 saniye sürer.

35.Bir insan saçı 3 kilo ağırlığında bir cismi taşıyabilir.

36.Bir erkeğin ortalama penis uzunluğu baş parmağının 3 katıdır.

37.Kadınların kalbi erkeğinkine nazaran daha hızlı atar.

38.Her ayağımızda 1 trilyon bakteri mevcuttur.

39.Ayakta dengede durabilmek için 300 kasımız görev yapar.


_____________________________________________________________________

Bir Bardak Süt Sarımsak Kokusunu Yok Ediyor!



Amerika’da Ohio Devlet Üniversitesi’nde ya­pılan bir araştırma sarımsak kokusunun ağızda ya­rattığı kötü kokuyu gidermek için bir bardak sütün yeterli olduğunu ortaya koydu.

Diş fırçalamasından sonra bile gitmeyen kokuyu yok etmek için yaklaşık 200 mililitrelik sütün çok başarılı olduğunu açıkla­yan Profesör Sheryl Barringer “Sarımsaktaki AMS bileşimi tam sindirilemiyor ve nefes ve ter aracılı­ğıyla vücuttan uzun bir sürede atılıyor. Süt kötü ko­kuyu bastırıyor” dedi. Bir bardak sütün nefesteki AMS etkisini yüzde 50 oranında azalttığını belirten bilim adamları yağlı sütün daha da etkili olduğunu açıkladı. Uzmanlar sütün yemekle birlikte içilmesi­ni tavsiye etti.


___________________________________________________
SPERMİN KADINLARA YARARLARI



Saymakla bitmeyecek yararları olan spermin belli başlı yararları şunlardır:

Göz altı torbalarına sürüldüğünde morlukları yok eder ve cildi normal renginde döndürür.
Diş eti kanamasını %70 oranında engeller.
Uçuk çıkmadan önce sürülürse uçuğun gelişimini durdurur.
Burun üzerindeki siyah noktaları yok eder.
Bademcikler şişmişse pastil etkisi yaparak rahat nefes alımına yardımcı olur.
Dudak çatlaklarının iyileşme sürecini hızlandırır.
20′lik diş ağrısını azaltır.
Dudakların dolgun bir görünüm kazanması için yararlıdır.
___________________________________________________

Bilim insanları her geçen gün yeni bir şeyleri ortaya çıkartırken tüm dünya şaşkınlığını gizleyemiyor.Son zamanların en popüler bilimsel gerçekleri


Otistiklerin %65′i aynı zamanda solak.

Tipik bir hortum, 8.000 megaton bombaya eşdeğer enerji ortaya çıkarır.

Kutup ayıları saatte 40 kilometre hızla koşabilir ve 1,8 metre yükseğe sıçrayabilirler.
İnsan vücudunda bulunan damarların uzunluğu yaklaşık 100 bin kilometredir.

Bu uzunlukta bir iple, dünyayı 2,5 kez çevrelemek mümkün.

Nefesinizi tutarak ölmeniz mümkün değildir; çok uzun süre tutarsanız bayılırsınız, bayılınca da zaten normal solumaya devam edersiniz.

Her 9.300 yılda bir, bir insan düşen bir göktaşı altında kalarak can veriyor.

Şimdiye kadar bisikletle yapılan en yüksek hız saatte 268 kilometredir.

Fred Rompelberg isimli Hollandalı bisikletçi, bir ralli aracının arkasına taktığı bisikleti ile kurumuş tuz gölü üzerinde bu rekoru kırmıştır.

Güneş ışığından bir milyon kat daha parlak lazer ışını üretmek mümkün.

Finlandiya’da yetişen çam ağaçlarının kökü 50 km.den fazladır.

Okyanuslarda bulunan tuz miktarı, tüm kıtaları 150 metre derinlikte kaplayacak kadar fazladır.

Nişancı takımyıldızında bulunan yıldızlar arasındaki gaz bulutu, milyarlarca litre alkol içerir.

El tırnakları, ayak tırnaklarından çabuk uzar.

Kan emici bağırsak kurtları, dünyada 700 milyon insanda var.

Şeffaf tüyleri olan kutup ayılarının kızıl ötesi kameralarla fark edilmesi çok zordur.

Normal bir insan, her yıl yaklaşık 430 böcek yutar (yanlışlıkla tabii).

Tek bir çavdar tohumu, 640 kilometre uzunluğunda kök verebilir.

Merkür gezegeninin yüzeyinin sıcaklığı gün içinde 430 dereceye çıkar; gece ise 180 dereceye düşer.

Meşe ve kayın ağacından buharlaşan hava bir gün içinde yaklaşık 100 litreyi bulur.

Kelebekler arka ayakları ile koku alır ve duyargaları dokunma ile aktif hale gelir.

Sağ elini kullanan insanlar solaklardan ortalama 9 yıl daha fazla yaşar.

Eğer ayağınıza soğan sürerseniz, yaklaşık bir saat sonra tadını almaya başlarsınız; çünkü kan damarlarınıza işler.

İnsan vücudunun 3 santimlik bir kısmında bile en az 20 milyon mikroskobik canlı yaşar.

Bir nötron yıldızının en ufak bir parçası bile 100 milyon ton ağırlığında olabilir.

Bir salyangoz 3-4 yıl boyunca uyuyabilir; bu süre içinde besine ihtiyaç duymaz.

Zürafalar, susuzluğa develerden daha uzun süre dayanabilir.

Bir incinin gerçek olup olmadığını anlamak için üstüne sirke sürmeniz yeterlidir. Eğer gerçekse, baloncuklar çıkmaya başlayacaktır.

Karanlık bir odada tutulan bir japon balığının rengi gitgide solacaktır.

İstiridyeler cinsiyet değiştirebilir.

Kadınları üzecek bir bilgi: Erkekler, kadınlardan %30 oranında daha güçlüdür ve beyinleri kadınlarınkinden daha ağırdır.

2.000 kilometre uzunluğundaki Büyük Mercan Resifi, dünya üzerinde yaşayan en büyük canlı.



_______________________________________

UYKU POZİSYONUNA GÖRE KİŞİLİK ANALİZİ



Uyku üzerine araştırma ve analizler yapan uzmanlara göre, 6 ortak uyku pozisyonu ile farklı kişiliklerle ilişkili.

Yatış pozisyonu uykuya dalma ve sağlıklı uyku üzerinde oldukça etkili. Uyurken yatış pozisyonunuzun anlamlarını yazının devamında bulabilirsiniz.



Fetus / cenin yatışı:


Cenin şeklinde yani anne karnındaymış gibi kıvrılarak yatmak, dışa dönük ancak duygusal, hassas bir kalbe sahip olduğunuzu gösteriyor. Bu tür kişiler birisiyle ilk buluşmalarında utangaç olabilir ancak kısa sürede rahatlarlar. Araştırmalarda 1000 kişiden % 41′i bu şekilde uyuduğu belirlenmiş. Kadınların erkeklerden 2 kat daha fazla bu poziyonda uyuduğu da tespit edilen diğer bir bulgu..

Kollar yanda dik yatış:

Çoğu kişi kollarını her iki tarafa sarkıtıp dik şekilde uyuyamaz. Bu şekilde uyuyunlar rahat, kalabalığa alışkın, yabancılara güvenen, sosyal insanlardır… Buna rağmen, bazen kolay aldanabilirler..

Yaşlı duruşunda yatış:

Her iki kolunu kıvırarak ellerini yastığın yanına veya omuz hizasına koyan kişiler doğal insanlardır. Şüpheci, kuşkucu, iyiliğe şüpheyle bakan özellikler taşıyabilirler. Düşünceleri nizde yardımcı olurlar. Genellikle ilgi odağı olmaktan hoşlanmazlar.

Hangi pozisyon sağlıklı?

Sağlık açısından yüzü koyun yatmak sindirimi durdurur, deniz yıldızı ve asker pozisyonlarında horlama ile sıkça karşılaşılır, kötü uyunmasına neden olur. Midenin baskılanmadığı, kolay nefes alınan düz bir yatış gece boyunca sağlıklıdır.

Rahat uyku sağlar, horlamayı azaltır. Uyuyan kişiler nasıl yattığının farkında olmadığı için, bu şekilde yattıklarında bile çok iyi yku uyumaları her zaman mümkün olmayabilir. Bu tür araştırmalarda ayrıca, çoğu insanın uyku pozisyonunu değiştirmekten hoşlanmadığını da ortaya koyuyor. Buna göre insanların sadece % 5′i her gece farklı bir pozisyonda uyuduğunu belirtiyor.


____________________________________________________

1 NİSAN ŞAKASININ KÖKENİ NEDİR ?

1564 yılında Fransa kralı IX Charles, yıl başlangıcını Ocak ayının birinci gününe aldı. Daha önce Avrupada yaygın olan yıl başlangıcı Mart 25 idi. O zamanki iletişim şartlarında IX Charles'in bu kararı fazla yayılamadı. Duyanlar ise protesto amacıyla eski adetlerine devam ettiler.1 Nisan'da partiler düzenlediler. Diğerleri ise onları Nisan aptalları olarak nitelendirdiler.1 Nisan'a bütün aptalların günü adını verdiler. Bu günde diğerlerine sürpriz hediyeler verdiler, yapılmayacak partilere davet ettiler, gerçek olmayan haberler ürettiler. Yıllar sonra Ocak ayının yılın ilk ayı olmasına alışılınca, Fransızlar 1 Nisan gününü kendi kültürlerinin parçası görerek devam ettirdiler. Oradan da bütün dünyaya yayıldı.

İNSANLAR NİÇİN İÇKİ KADEHLERİNİ TOKUŞTURURLAR ?

Bu konuda iki ayrı açıklama vardır.

1) İnsanların beş duyusunu tatmin amacıyla şarap kadehini sofrada çın sesiye tokuşturmak. Şarabın rengi, görme; diliyle tat alma; burunla koklama;eliyle dokurma,ve çın sesiyle işitme. Şarap bütün duyguları tatmin eder anlamını taşır.
2)Antik çağlarda bir insanın düşmanını yemeğe davet edip,ona zehirli içki sunması doğal sayılıyordu. Ev sahibi içkinin zehirsiz olduğunu kanıtlamak için kendi içkisini havaya kaldırır ve misafirin içkisinden bir yudumun kendi kadehine dökülmesini isterdi. Sonra aynı anda içkilerini içerlerdi. Misafir böyle durumda ev sahibine güvenini göstermek için kadehini ev sahibinin yukarı kaldırdığı kadehe hafifçe vurur, çın sesiyle içkiyi denemeye gerek olmadığını gösterirdi.


ÇİNLİLER YİYECEKLERİNİ NİÇİN ÇUBUKLA YERLER ?

Çinlilerin yemek yeme alışkanlıklarının yiyeceklerini çok küçük parçalar halinde yemelerinden çubuk kullandıkları anlaşılıyor.Çinde eskiden yalnızca zenginler masada otururlardı. Halkın çoğunluğu tabakları ellerinde yemek yerlerdi. Bir elleriyle tabaklarını tutar, öteki elleriyle çubuk kullanarak beslenirlerdi. Hızla artan nüfus yüzünden yiyecek sıkıntısı çeken çinliler önlerindeki yiyeceği küçük parçalar halinde çoğaltarak yiyorlardı. O zamanlar ağaç sıkıntısı nedeniyle de tahta kullanımı kısıtlıydı. Masa kullanımı bu yüzden çok zordu. Çubuklar fildişinden ve kemikten yapılırdı.

DÜNYANIN EN ÇOK SÖYLENEN ŞARKISI HANGİSİDİR ?

Bu şarkı "Happy birthday to you" dur. Şarkının asıl kaynağı Amerika'lı iki kız kardeşe aittir. Orijinal adı "Good Morning to All" yani " hepinize günaydın"dır. Daha sonra güftesi değiştirilerek bütün dünyaya yayılmıştır. Fakat telif hakkı kardeşlere aittir, onlardan sonra da Warner/chappel müzik şirketine geçmiştir. Müzik ticari amaçlı kullanıldığı zaman şirkete ödeme yapma zorunluluğu vardır.


YAPIŞTIRICILAR NASIL YAPIŞTIRIYOR ?

Yapıştırıcıların sağladığı yapışma olayı aslında kimyasal bir reaksiyondan başka bir şey değildir. Günümüzde imalatçılar yapıştırıcıları sentetik malzemeler kullanarak yaparlar. Yapışma olayında benzer veya ayrı malzemeden iki madde, bir de yapışkan gerekir. Burada en önemli görev yapıştırıcıdadır. Yapıştırıcının moleküllerinin diğer iki madde molekülleri ile birleşme eğilimi gösterir bir yapıda olması gerekmektedir.


MEZARA NİÇİN ÇİÇEK KONULUR ?

İlk olarak Mısır Firavunu Tutamkamon'nun milattan önce 1346 da öldüğünde mezarının çiçekten tacçlarla kaplandığı saptanmıştır. Kuzey Avrupada ise M.Ö 2000 yıllara kadar mezara çiçek konduğu belirlenmiştir. O zamanlarda bu çiçeklerin amacı iyi ruhları çekme, kötü ruhları kovma amacıylaydı. Sonradan ise asıl amaç cesetler çürürken çıkan kokuyu kamufle etme amacını taşır. Servi ağacı da bu nedenle mazarlıklarda kullanılır. Ağacın yaprakları rüzgarı önler, kendine özgü ferah kokusu vardır. Cenaze törenherinde siyah giyinmenin amacı da mezarlıklarda hayalletlerden sakınmak amacı taşımaktadır.

SATRANÇTA ŞAH NİÇİN O KADAR PASİFTİR ?

Çünkü şah koruma altındadır. Zaten satrançta amaç şahı almaktır. O yüzden bütün taşlar onu korumakla görevlidir. Vezir ise başkumandan gibi şaha yardım eder. İleri geri, çapraz her yöne gidebilir. Batıda vezire Kraliçe adı verilmiştir. Bununla Kraliçe'nin Kralın en büyük desteği olduğunu işaret etmektir. Satranç 6. yüzyılda Hindular tarafından oynanmaya başlanmış, oradan dünyaya yayılmıştır.

İNSAN KORKUNCA NİÇİN DİŞLERİ BİRBİRİNE VURUR ?

Bir insan büyük bir tehlike veya korku verici olayla karşılaşınca vücudu otomatikman savunmaya geçer. Diğer canlılarda olduğu gibi dişler ve çene savunmanın ana mekanizmalarıdır.İşte bu nedenle ilk insanlardan gelen kalıtımsal yapıdan dolayı önce çene ve dişler harekete geçer.Çenedeki kaslar titrer, bu da sanki dişler birbirine vuruyormuş gibi görüntü verir.

AKIL İLE ZEKA ARASINDAKİ FARK NEDİR ?

Akıl yalanla gerçeği, doğru ile yanlışı ayırabilme, bir konuda düşünce yürütebilme ve görüş bildirme yeteneğidir. İnsan olgunlaştıkça aklı gelişir. Zeka ise bir olayı önce anlama, ilişkileri kavrama, yargılama ve açıklayarak çözme yataneğidir. Genel olarak 12 yaşına kadar gelişir, 20 yaşına kadar sürer sonra sabit kalır. Zeka bir insanın her türlü olay karşısında aynı yeteneği gösterebileceği anlamına gelmez. Bir besteci müzik yapıtını aklıyla değil zekasıyla yaratır. Fakat en basit matematik problemini çözemeyebilir. Sonuç olarak zeka, ruhsal olaylara, algı ve hafıza yeteneğine, tutkulara, eğilimlere göre farlılıklar gösterir. Akıl somut olarak ölçülemez, zeka IQ denilen testle ölçülebilir.


DOLUNAY İNSAN DAVRANIŞLARINI ETKİLER Mİ ?

İnsanlar arasında bu inanç oldukça yaygındır. Eskilerin Ay'ın dönemlerine bağladıkları boş bir inancın günümüze uzanan bir varsayımıdır. Bilim adamlarının yaptıkları bütün çalışmalar bu görüşün boş olduğunu kanıtlamıştır. Ay, dünyadaki okyanusların gel-git denilen suların alçalması ve yükselmesi olayı üzerinde doğrudan etkisi vardır. Vücudumuzdaki suyun oranı , okyanuslardaki su miktarıyla kıyaslanamaz. Yani Ay'ın çekim gücü insanı etkileseydi yalnız dolunayda değil her gün olması gerekirdi. Dolunayda ayın parlaklığı da pek önemli bir etken değildir. Çünkü gönderdiği ışık miktarı Güneş'in gönderdiğinin 600 binde biri kadardır.


NİÇİN GÖZYAŞI DÖKERİZ ?

Dünyadaki canlılardan sadece insan ruhsal nedenlearle ağlar. İnsanı farklı kılan bu durum şüphesiz yaşam tarihindeki evrimin bir sonucudur. Aslında gözlerimize sürekli gözyaşı koruma amaçlı olarak salgılanmaktadır. Fakat ağlama ruhsal bir boşalmadır. Bu konuyu ilk inceleyer Darwin'dir. Daha sonra yapılan deneyler sonucu görüldü ki soğan doğrarken akan gözyaşlarının kimyasal yapıları farklıdır. Ruhsal gözyaşları daha çok protein içermektedir. Fakat henüz bu farkın nedeni açıklanamamıştır.


ÜÇ YAŞINDAN ÖNCE OLAN OLAYLARI NİÇİN HATIRLAMIYORUZ ?


Bilim adamları geçmiş deneyimlerimizi saklayan hafızamızın beynimizde anıveya öykü şeklinde organize olduğunu ileri sürüyorlar. Üç yaşından küçükler bu şekilde iletişim kurma yeteneğine sahip değiller.Öykü ve anılarını anlatamıyorlar. Yer ve karakter kavramlarını anlamıyorlar. Üç yaşından küçükler düzgün konuşabildikleri,anlayış, seziş ve hafıza yeteneklerine sahip oldukları halde tüm olanları bir bütün olarak şekillendiremiyor, öyküye dönüştüremiyorlar.Hafızamız ne yaptığını ne yapıldığını 3-4 yaşlarında kaydetmeye başlıyor.


YUMURTANIN NİÇİN BİR TARAFI YUVARLAK,DİĞER TARAFI SİVRİDİR ?


Eğer köşeli olsalardı kenarları dayanıklılık bakımından çok zayıf olurdu. En dayanıklı geometrik şekil küredir ama bu şekildeki yumurta yuvarlanacak olursa nerede duracağı belli olmaz. Yumurta yuvarlanınca düz gitmez. İnce tarafı üstünde dairesel bir yol çizer. Başladığı yere yakın bir noktada durur. Yani düz bir yerde kaybolması olanaksızdır. Yumurta, tavuğun yumurta kanalında küre şeklindedir. İlerlemesi sırasında arkada kalan dairesel kasların büzüşerek hem yumurtayı ileri iterler hem de bu kısmına baskı yaparak konik biçimini sağlarlar. Yumurtanın şeklinin nedeni de budur. Sürüngenlerde bu düzenek olmadığından yumurtaları küresel biçimdedir.


DEVELERİN HÖRGÜÇLERİNDE NE VAR ?


Genelde hörgüçlerinde su olduğu ve uzun yolculuklarında bu suyu kullandıkları söylenir ama doğru değildir. Develerin hörgüçlerinde 30-35 kg kadar yağ bulunur. Yiyecek bulamadıkları zaman bu enerjiyle hareketlerini sağlarlar ayrıca yağ çöl sıcağına karşı koruma görevi de yapar. Develer suya az gereksinim duyarlar. Burun mukozaları insana göre 100 kat daha büyüktür. Soluk alırken havadaki nemin üçte ikisini kazanabilirler. Su kaybını da dokularından kaybederler, kandaki su etkilenmez.

ÇİNLİLERİN GÖZLERİ NİÇİN ÇEKİKTİR ?


Yalnız çinlilerin değil, Orta ve Güneydoğu Asya'da yaşayanların, japonların hatta Eskimoların da gözleri çekiktir. Aslında göz yapısı bütün dünyada aynıdır. Farkı yaratan göz kapaklarıdır. Çekik gözlü diye nitelendirilen ırklarda gözün üzerindeki göz kapağının ikinci kıvrımı, gözün üstüne daha çok inmiştir. Bazı teorilere göre bu kıvrım insanların gözlerini yoğun kar tabakasının, göz kamaştıran ışığından korumak için bir çeşit kar gözlüğü gibi gelişmiştir. Çinde ve öteki bölgelerde her ne kadar yoğun kar yağmıyorsa da onların atalarının buzul çağında kuzeyde yaşadıkları daha sonra güneye indikleri kanıtlanmıştır. Yalnız gözleri değil, burunları da rüzgara karşı korunmak için küçülmüş, burun delikleri soğuğu engellemek için daralmıştır. Ciltleri de koruma amaçlı olarak yağlıdır. Göz kapakları da yağlıdır. Gözü ve iç tabakalarını kara ve buza karşı korur. Yani çekik gözlü değil, düşük göz kapaklı, demek daha doğrudur.

ATEŞ BÖCEĞİ NASIL IŞIK SAÇIYOR ?


Aslında bu böceğin verdiği ışığın ateşle de sıcaklıkla da bir ilgisi yoktur. Bilimsel adı "Soğuk Işık"tır. Bu ışık olayı, moleküler seviyede kimyasal bir işlemdir. Bazı moleküllerin ayrışarak daha yüksek enerjili hale geçebildikleri ve bu fazla enerjiyi ışığa dönüştürebildikleridir. Ateş böceğinin karın bölgesindeki ışık organında bulunan guddelerden ışık elde etmede rol alan iki ana kimyasal madde üretilmektedir. Fakat onlar da tam olarak ışık vermeye yetmediği için böceğinışık bölgesine yakın solunum organının ışık verme anında burayı oksijenle beslemesi gerekmektedir


KUMAŞLAR YIKANDIKTAN SONRA NİÇİN ÇEKER ?


Aslında kumaş ıslanınca lifler şiştiğinden kumaşın az biraz uzaması gerekmektedir. Ama bükümlerin açılarındaki deformasyonun yarattığı çekme kuvveti daha fazla olduğundan sonuçta kumaş boydan kısalır. Kumaş yıkandıktan sonra kurutulduğunda şişmiş lifler eski durumlarına gelirler. Ama kumaş ilk ölçülerine dönemez. Su, yüksek ısı, çalkalama, sabun hepsi kumaşın çekmesini kolaylaştırır. Kumaş birkaç kez yıkandıktan sonra ölçüleri belli bir dengeye ulaşır ve ondan sonra yıkandığında çekmez.

İNSANLAR SAATLERİNİ NİÇİN SOL KOLLARINA TAKARLAR ?


Özel bir durum veya farklı olma düşüncesi yoksa insanların çoğu saatlerini sol kola takar. Çünkü çoğunluk sağ elini kullanmaktadır ve bu kolun daha hareketli olması nedeniyle saatin bir yerlere çarpıp zarar görme olasılığı yüksektir. Zaten saatin kurma düğmesi 3 rakamının yanındadır. İnsanlar saati kurmak istedikleri zaman onu bilekten çıkarmadan sağ elle uzattıkları sol kollarındaki saati kurabilirler.

BİR HAFTA NİÇİN 7 GÜNDÜR ?


Babilliler 7 günlük haftayı zaman birimi olarak kullanıyorlardı. İlk çağlarda bilinen beş gezegen ile güneş ve ayın sayısı nın 7 oluşu bu sayıyı gizemli ve uğurlu kılıyordu. Daha sonra dinlerde göğün 7 kat oluşu ve doğadaki ana renk sayısının 7 oluşu, müzik notalarının 7 oluşu sayının önemini daha çok belirtti. Daha sonra Fransa takvim yapısını değiştirerek hafta sayısını 10 yaptı ama kabul görmedi. Rusya 5 günlük hafta uygulamasına geçti, o da tutulmadı. Sonunda yine hafta 7 gün olarak kaldı.


NİÇİN OTELLERİN KAPILARI DÖNER KAPIDIR ?


Döner kapıların tek amacı enerji tasarrufudur. Büyük binaların içerleri devamlı olarak ısıtılır. Açılan normal kapıdan içeri soğuk hava rahatlıkla girer. Eğer normal kapı kullanılırsa hava değişimi nedeniyle klimalar veya motorlar yeniden çalışacaktır. Özellikle çok kişinin girip çıktığı otel veya benzeri binalarda enerji tasarrufu için döner kapı kullanılır. Döner kanatlar sıcak havanın dışarı çıkmasına, soğuk havanın da içeri girmesini engeller.

İMDAT ÇAĞRISI ''S.O.S''İN ANLAMI NEDİR ?


Çok kişi "Save our Ship" gemimizi kurtar; "Save our Soul" ruhumuzu kurtar; "Stop Other Signals" diğer sinyalleri sözcüklerinin kısaltılmışı sanır. Oysa hiçbiri değildir. Tamamen telgraf zamanından kalma mors alfabesiyle ilgilidir. İmdat çağrısının çok kolay akılda tutulabilmesi için 1908 de üç çizgi, üç nokta, üç çizgi olan S.O.S seçildi


DOKTORLAR NİÇİN DİZİMİZE ÇEKİÇLE VURUR ?


Bir sandalyeye rahatça oturup bacak bacak üstüne atarken doktor dizkapağının hemen altına, kası kemiğe bağlayan tedoma minik lastik bir çekiçle vurduğu zaman bacak ileri fırlar. Bu reflekste baldır kaslarındaki duyu sinirleri kasın genişlemesine tepki verir ve yeni sinir sinyalleri oluşturarak kaslara hafif bir basınç uygulandığını ve gerildiklerini omuriliğine iletirler. Omirilik ise bu basınca dayanabilmesi için kasların kasılması gerektiğini bildirir, bacak tekrar geri hareket eder. Refleks, beyin denetiminden geçmeksizin, yani beyin devrede olmadan doğrudan omuriliğin komutlarıyla gerçekleşmektedir. Diz kapağı refleksi omuriliğin işleyişi konusunda bilgi veren önemli bir tanı yöntemidir.


TÜKENMEZ KALEMİN DOLMA KALEMDEN FARKI NEDİR ?


Kalemin tarihi yazınınkinden de eskidir. İlk insanlar sivriltilmiş çakmak taşlarıyla duvar resimleri yapmıştır. Mürekkepli metal kalemler Romalılar tarafından biliniyordu. Tükenmez kalem adı ile bilinen bilye uçlu kalemin ilk modeli 1880 yılında yapılmıştır fakat rağbet görmemiştir. Uçakların gelişmesiyle gündeme tekrar gelir. Uçaklar 2-3bin metreye çıkınca hava basıncı oldukça azalır. Dolmakalem mürekkebi basınç nedeniyle dışarı akarak kağıdı ya da giysiyi lekeler. 2.Dünya Savaşı'nda askeri uçaklarda kullanılan tükenmez kalem sonradan yaygınlaşmıştır. Tükenmez kalemlerde mürekkep kağıda pirinç uçtaki yuvaya yerleştirilmiş minik bir bilye aracılığıyla aktarılır. Fakat dolmakalemin özelliği seçkin ve yazıyı kaliteli kılmasıdır.

RADYONUN SESİ AÇILINCA PİLİ DAHA ÇABUK MU BİTER ?


Pille çalışan portatif radyolarda sesin yüksekliği pilin ömrünü etkiler. Radyo açık, sesi kapalı durumu ile sesin sonuna kadar açık durumu arasındaki fark pillerin ömürlerinin kısalmasına neden olur. Ses sonuna kadar açıldığında pillerden çekilen akım yüzde 30 artmaktadır. Bu durum, küçüğünden büyüğüne, pille çalışan ve ses yükselticisi olan bütün radyo, teyp, volkmen vb. için aynıdır.


HOROZLAR NİÇİN SABAHLARI ERKENDEN ÖTERLER ?


Sabah güneş doğarken ötmek yalnız horozlara özgü değildir. Kulağa en çokhorozun sesinin gelmesi, onun sesinin diğerlerinden daha güçlü olmasıdır. Kuşların büyük çoğunluğuda aynı saatlerde ağaçlarda koro halinde öterler. Gün boyu hem horozlar hem kuşlar bu ötüşü sürdürürler ama seslerinin en güçlü çıktığı zaman sabah saatleridir. Horoz ve kuşların sabah gün doğarken ötmeleri biyolojik saatleriyle ayarlanmıştır.


EVLERİMİZDEKİ SİNEKLER KIŞIN NEREYE GİDİYOR ?


Sineklerin her türü kışın ortadan kaybolur. Havaların ısınmasıyla birlikte ansızın ortaya çıkarlar. Sinekler ısıya karşı çok hassastır. Güneş bulutun arkasına girdiği zaman oluşan ısı düşmesinden etkilenirler. Kış günlerinde yaşama şansları yoktur. Ölmeden önce yumurtalarını toprağa veya kuytuya gömerler. Lavra ve yumurtalar soğuktan etkilenmez. Yaz sıcakları başlayınca yumurtalar çatlar ve yine sinekli günler başlar.

TERMOS NASIL SICAĞI SICAK,SOĞUĞU SOĞUK TUTAR ?


Tek nedeni vardır, vakum.Yani boşluk.Bir termosta içiçe geçmiş iki kap vardır.Dıştaki metal bir kap olup içteki genellikle bir cam şişedir.İkisinin arasındaki hava ise boşaltılmıştır.Tam olmasa da üreticiler tarafından elde edilebilen tama yakın bir boşluk vardır.Vakumlu bir ortamda hava molekülleri de ılmadığından ısı iletilemez.Cismin ısısı başlangıçta ne ise o halde kalır.İçerden dışarıya, dışardan içeriye ısı geçişi olmaz.Böylece termosa konan sıvı sıcaksa sıcak, soğuksa soğuk kalır.

KUŞLAR NASIL KONUŞABİLİYOR ?

Her insan ağzıyla konuşur ama konuşabilmeyi sağlayan asıl organ beyindir. Beyinde oluşan düşünceler dilimize ve dudaklarımıza aktarılır. Hayvanlar bu nedenle konuşamaz. Papağan ve benzeri kuşların yaptıkları konuşma değil, mükemmel bir ses tınısı ezberi ve tekrardır. Sesleri ezberler ve taklit ederler. Kuşların ses organları memeli hayvanlardan farklı olarak gırtlakta değil göğüs kafeslerinn dibinde, karın boşluğunun derinliklerindedir. Kuşların doğasında ses taklit yeteneği vardır. Doğayla içiçe yaşarken diğer kuşların seslerini taklit ederek bir çeşit iletişim sağlarlar.


KEDİLER BALIK VE SÜTÜ NİÇİN SEVERLER ?

Kedilerin sudan hoşlanmadığı bilinir. Ama aslında kediler çok iyi yüzerler. Hava şartlarından dolayı ve de tembelliklerinden suya girmeyi sevmezler. Evkedisinin balık sevmesinin yanında kuşlara ve farelere olan düşkünlüğünün nedeni evcilleştirilmeden önce Mısır'da Nil vadisinde balık, kurbağa, küçük kuş ve fareleri avlayarak yaşamış olmasıdır. Zaten eski Mısırlılar kedilerifare avcıları olduğu için evcilleştirmişlerdir. Günümüzde kedinin kuzey Hindistan ve Güneydoğu Asya'da yaşayan türleri ırmakların kenarlarında balık avlayarak yaşamaktadır. Patileriile balıkları sudan dışarı atar, gerekirse suya tamamen girerler. Eski Mısır'da kedi bakıcıları onları ekmek ve sütle beslemişlerdir. Kedilerin süt zevkinin de Mısırlı bakıcılarının yarattığı beslenme alışkanlığından kaynaklanmaktadır.


BARDAKTAKİ BUZLAR NİÇİN BİRBİRİNE YAPIŞIRLAR ?


Buzun erimesi için yalnızca sıcaklık değil basınç da önemlidir. Dağlardaki buzulların kayma nedeni de budur. Basınçla alt tabaka erir ve kayma oluşur. Bir kabın içinde ya da bir bardakta üstüste duran buzların her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktada çok küçük kısım erir.Buradan hareket eden su çok az yanda iki buz küpçüğünün birleştiği noktada tekrar donar. İki buz parçası kaynak yapılmışcasına birbirlerine yapışır ve orada bir daha erime olmaz.



---------------------------------------------------------------

İLGİNÇ VE SIRADIŞI ADETLER







Dünyanın çeşitli coğrafyalarında gelişmemiş ya da henüz yeni gelişen bazı topluluklar ilginç ve sıradışı gelenekleri ve adetleri ile göze çarpıyor. Özellikle Ainular’ın İyomente Ayini ile Muharrem Ayı Yası oldukça ilginç.







Ölülerini Yiyen Aghoriler




Hinduizm’in Aghoris mezhebine inanan ve Shiva’ya tapanlar Shiva’yı en büyük tanrı olarak görmektedirler. Shiva’nın herşeyi yarattığına inandıkları için ne cinsellik ne alkol ne de uyuşturucu onlar için tabu değildir ve herşeyi yaparlar. Fakat geleneklerini ilginç yapan şey ise aynı zamanda yamyam olmaları ve tapınaklarını ölüleri yakma yeri olarak kullanmasıdır.

Bir Aghori ölü yakma yerinde yaşayıp hayatını orada sürdürebilir. Ölen kişinin giysilerini, yakmak için odun bulabilir ve nehirden kendine yemek bulabilir. Aghori insan öldüğü zaman ölü için meditasyon yapmak amacı ile kendini yakılan cesedin külleriyle kaplar. Fakat Aghori hayatının en şok edici yanı yamyamlıklarıdır. Bir Aghori nehirde ölü bulduğu bedenleri toplar, uzuvlarını gövdesinden kopartarak çiğ olarak yer.



Hindistanlıların Sağlıklı ve Uzun Yaşam Sırrı



Hindistan’ın Maharashtra bölgesindeki Solapur’da ebeveynler her yıl toplanarak bebeklerini 15 metrelik bir apartmanın çatısından aşağı atar. Bebekler diğer köylülerin gerdiği bir çarşafa düşer. Ebeveynler bunu bebeklerinin sağlıklı uzun bir ömür geçireceklerine inandıkları için yaparlar. Genellikle müslümanlar tarafından yapılır fakat bazı Hintli ailelerde bu olaya katılır.





Satere-Mawe Erkeklerinin Erkekliğe Geçme Şartı



Brezilya’nın Amazon bölgesinde yaşayan Satere-Mawe insanları, erkek çocukları için acı veren geleneğe sahiptir. Erkek çocuk, ‘erkek’ olmak için elini içinde bir sürü kurşun karıncasının olduğu dokuma eldivene sokup on dakika boyunca elini orada tutmak zorundadır. Bu karıncanın sokması anında verdiği acı doğadaki en acı verici ısırıklardan birisidir. Erkekliğe geçme yaşına gelen çocuk bunu yirmi kere belli bir süre boyunca tekrarlar.



Muharrem Ayı Yası Nedir?



Hz. Muhammet’in torunu Hz.Ali'nin büyük oğlu Hz.Hüseyin'in ölümü anısına Şii’ler caddelere çıkarak kendilerini özel olarak tasarlanan ve üzerinde bıçaklar veya jiletler bulunan zincilerle kamçılarlar.

Bazı gruplar ise başlarını bıçaklarla çizerler. Genellikle Hindistan, Bahreyn, Irak ve Pakistan’da olur. Aileler çocuklarını bu anmaya zorla katılmalarını sağlamaktadır.



Kayalara Asılı Tabutlar



Filipinler Sagada’da ki kireç taşlarından oluşan mağaralar, bölgedeki ölülerinin evleri olarak kabul ediliyor. Bir çok insan mağaralara gömülürken, uzun zamandır yapılan geleneğe göre, tabutlar ölünün gömüldüğü mağaranın dışına asılıyor.



Yanamamö Ölülerinin Ardından Herşey Yok Edilir!



Yanamamö, Venezüela ve Brezilya’da yaşayan büyük bir kabiledir. Modern hayat onlara hiç bir şekilde gelmemiştir ve eski halen geleneklerini korumaktadırlar. Yanamamö dini geleneklerine göre ölülerin küllerini ve kemiklerini ölü bedenin hiç bir parçasının kalmamasını emreder. Bu nedenle bir Yanamamö öldüğünde cansız bedeni yakılarak kemikleri kırılır. Artıklar aile arasında paylaşılarak yenilir. Bedenin hiçbir parçasının kalmaması gerektiği için küllerin bulunduğu küp yok ediliyor.



Tükürerek Selamlaşan Toplum



Kenya ve Tanzanya’da yaşayan etnik bir Afrikalı gruba ait olan garip bir gelenekte birbirlerini tükürerek selamlıyor.

Bir bebek doğduğu zaman Masai erkekleri bebeğin üzerine tükürerek, kötü ruhların ona yaklaşmasını önlüyorlar. Masai savaşçısı, yaşlı kişileri selmalarken saygı işareti olarak yaşlı kişiye sıkması için elini uzatmadan önce avcuna tükürür. Bu bir saygı göstergesi kabul edelir.



Ölülerini Besleyen Romalılar



Yakın tarihlerde Vatikan ve Antik Roma mezarlıklarında yapılan kazılarda uzun zamandır unutulan bir gelenek ortaya çıktı. Romanlar, ölüleriyle birlikte yemek yer ve hatta onları beslerlerdi. Mezarların bir çoğunda, mezarın dışından ölünün vücuduna uzanan bir boru bulunuyor. Bu boru ile ölüye şarap, bal ve diğer yiyecekler veriliyordu. Roman mezarlarındaki borulara benzer cisimler İngiltere’de de bulunuldu. Antik Romanlar sık sık ölülerinin mezarının yanında piknik yaparlardı. Bunun nedeni ise ölen kişinin de onlarla beraber beslendiğine inanmaları.



İyomante Ayini



Japonya ve Rusya’nın çeşitli yerlerindeki yerel kabileler, Ainular bir zamanlar etnik azınlığı animist (canlıcılık) dini kökleriyle etkilemişlerdi.

Doğaya tapmaları nedeninden dolayı, insanlığı kutsaması için ayıları öldürme geneleği geliştirmişlerdi. Ayin için mağarasında kış uykusuna yatan bir anne ayı seçiliyordu. Yavrular iki yıl boyunca bir kafeste tutuluyor ve 2 yıl dolduğunda ise dindarlıklarını göstermek adına ‘dini geleneklerine uygun bir şekilde’ vahşice katlediliyordu. Köylüler ayıyı kestikten sonra ayının kanını içip etini yiyordu. Öldürülen ayının kafatası ters bir biçimde kendi derisine sarılıp bir mızrağın ucuna saplanıyordu. Anlamlı bir yere saplanan mızrağa tapılıyordu.
Ainular ayıların tanrı olduğuna ve onların insanların arasında yürüdüğüne inanıyor.

Japonya’da bu ayin yasaklansa dahi bazı yerlerde devam etmektedir.



Ölüyle beraber yaşamak



Güney Sulawesi, Endonezya’da yaşayan Torajan adlı etnik grup için cenaze töreni hayatın oldukça önemli parçalarından birisidir ve bir ailenin tören için gerekli parayı biriktirmesi uzun sürebilir. Aylar süren bu zaman içinde ailenin ölü üyesinin bedeni giysilere sarılıbir şekilde evin altında ki bir yerde saklanır. Torajanlar ölen ruhun, cenazesi yapılana kadar aileyle yaşadığına inanır. Ölen kişi gömülmeye hazır olduğunda tabutu genellikle bir mağaranın içine yerleştirilir ve ölen kişinin heykeli mağaranın girişinde dışarı bakar şekilde yerleştirilir.







İLGİNÇ BİLGİLER


YENİ : 16.02.2012







Welwitschia bitkisi 1.000 yıldan üzün süre yaşayabilir.




*İnsan 30′lu yaşlardan sonra bedenen küçülmeye başlar.

*Dünyada sigara yüzünden ölenlerin sayısı, yangında ölenlerden daha fazladır.





*Bir dakikada insan vücudu 1023 metre küp havayı içine çeker ve 4 kg kanı kendi içerisinde döndürebilir.



Interpol’un raporlarına göre, dünya üzerinde dönen yasa dışı uyuşturucu pazarının finansı 400 milyar dolar.





İnsanın İstatistiği

Yapılan araştırmlara bakılırsa insan oldukça dayanıklı bir canlı formu. Öyle ki, 20 dakika boyunca nefesimizi tutabilir, 6 dakika su altında kalabilir, 103 derecelik bir soğuğa karşı dayanabilir, 30 gün boyunca aç kalabilir ve 110 saat uykusuz durabilirmişiz.



*İnsanlar her sene mutlaka en az bir defa hastalanır. Bu gerekli bir şeydir. Çünkü vücud ancak bu şekilde tekrar antikor tazeler.

*Bir insanın vücudunda 640′dan fazla kas bulunmaktadır.

*Normal bir insan ortalama olarak 110C bir sıcaklığa kadar dayanabilir. Böyle bir sıcak suda yıkanabilir.

*Bir insan ortalama bir rakam olmamakla beraber, vücut içerisinde bulunan mukusal maddelerin bir kısmını yutmaktadır.

*Bir insan ortalama 2 milyon ter gözeneğine sahiptir.

*Ortalama bir insan kafasının ağırlığı 8 kilodur.

*Vücudumuzda 25 milyar kan alıcı al yuvar hücre bulunmaktadır.

*18 yaşından küçükken ot içmek, psikolojik sorunlarınızın ileride oluşma olasılığını %600 artırıyor.

*Anne rahminin alanı yaklaşık olarak 2 santimetre kare kadardır.

*Dünyada en fazla sigara içen ülke sırayla ABD, İngiltere ve Türkiye’dir.

*Zeytin yağı kalp damarı tıkanıklığındaki en büyük tedavi aracıdır. Damar yollarını açar.

*İnsan vücudundaki karbon bir araya getirilse 80 çuval kömür yapılabilir.

*Vücudumuzda bulanan yağ miktarından 10 kalıp sabun çıkar.

*Gelinlerin duvak takma geleneği, onların mutluluklarını kıskanan kötü şeytanlardan korunma amacıyla ortaya çıkmıştır.

*İngiltere'de yapılan bir araştırmaya göre erkeklerin yüzde 40'ı sütyen kopçası açmayı bilmiyor. Erkekler sütyen açarken ortalama 1 dakika mücadele ediyor..

*Oklahoma 'da ayakkabıyla uyumak yasaktır.

*Dünya üzerinde insanların alışkanlıklarını etkileyen yaklaşık 500 bin batıl inanç vardır.

*Toplam 59 ülkede yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre İngilterede erkekler ilk cinsel ilişkilerini ortalama olarak 16,5 yaşında yaşıyorlar. İngiliz kadınların ortalaması ise 17,5. Aynı konu Endonezyada ise oldukça farklı. Erkekler cinsel ilişki ile ortalama 24,5 yaşında tanışırken, kadınlar için bu rakam; 18,5. Türkiyede erkekler ortalama olarak ilk kez 18,5 yaşında cinsellik yaşıyorlar.

*İskoçya'da kapınızı çalıp sizden “tuvaletinizi kullanmak isteyen birini” içeri almak hukuki bir zorunluluktur.

*Dünyada konuşulan yaklaşık 5000 farklı dil vardır.

*Otoyollarda ki kazalardan sonra kan lekelerini temizlemek için kola kullanılır.

*İtalya'da bir erkeğin etek giymesi suçtur ve hapisle cezalandırılır.

*Her gün 12 çocuk, yanlış aileye teslim edilmektedir.

*Dünyada fakirlik sınırının altında yaşayan 1.2 milyar insanın %70'ni kadınlar ve çocuklar oluşturuyor.

*ABD'de yaşları 20 ile 29 arasındaki zenci erkeklerin üçte biri ya hapiste ya da gözaltında bulunmaktadır.

*İsveç’te hayat kadınlığı yapmak yasaldır ama bir hayat kadınıyla birlikte olmak yasaktır.

*Güney Afrika, Johannesburg'da bir kadın, her sevişme için eşinden para isteme hakkına sahiptir.

*Bir insanın bileği ve dirseği arasındaki mesafe,o kişinin ayak boyuna eşittir.

*Kollarınızı sağa ve sola açtığınızda iki uç nokta arasındaki mesafe boyunuzun uzunluğuna eşittir.

*Boyun bağları ilk kez Hırvatlar tarafından kullanılmıştır ve onları çağrıştırsın diye benzer bir isimle, kravat diye adlandırılmışlardır.

*Küvette meydana gelen kazalarda, terörizmden daha çok insan ölmektedir.

*Yerçekimsiz ortamda mum alevi küre şeklinde görünür.

*Nefesinizi tutarak kendinizi öldürme ihtimaliniz yoktur.

*Yetişkin, sağlıklı bir insan günde ortalama 23 bin kez nefes alır.

*Norveç'te plaj görevlileri, çıplak güneşlenen kadınları siyah plastik torbalarla poşetleyerek plajdan çıkartırlar.

*Dünyada okuma yazma bilmeyen yetişkinlerin %67'sini kadınlar oluştuyor.

*Amerika’da organize suçlar, ülkenin yıllık ulusal gelirinin %10’u kadardır.

*Bir gram pamuk, 23 gram su tutar.

*Kağıt para pek çok insanın zannettiği gibi kağıttan değil, ketenden imal edilir. 1950'den önce ise kenevir, ağaç kabuğu ve marijuanna yaprağı kullanılarak üretilirdi.(Para insanın başını boşuna döndürmüyor:P)

*Arizona-Cottonwood yasalarına göre; çiftlerin, patlak lastikli otomobil içinde sevişmeleri yasaktır.

*Sağlıklı bir insan gözü yaklaşık 8 milyon rengi ayırt edebilir

*Buckingham Sarayı`nda tam 602 oda bulunmaktadır.

*Singapur'da metroda sakız çiğnemenin hapis cezası vardır.

*Aile ile ilgili yapılan harcamaların % 70'inde karar verici olan kadındır.

*Avustralya-Victorio'da pazar günleri pembe pantolon giymek yasaktır.

*Dünya üzerindeki tüm tapulu toprakların sadece %1'i kadınlara ait.

*Telefonu icat eden Alexander Graham Bell, karısı ve annesiyle hiçbir zaman telefonda konuşamadı. Çünkü ikiside doğuştan sağırdı.

*Bir iş gününde toplam 9.500.000.000 dakikalık telefon görüşmesi yapılmaktadır.

*Eğer sabah saat 7:00’de Tokyo’dan uçağa binerseniz, Honolulu’ya bir önceki gün saat 16:30''da varırsınız...

*Sıradan bir insan ömrünün 2 haftasını trafik ışıklarının değişmesini bekleyerek geçirir.

*Teksas'ın hiç bir bölgesinde U dönüşü yapamazsınız.

*Yapılan bir araştırmaya göre sadece ABD'de uykusuzluk ile ilgili sorunlar nedeniyle ortaya çıkan kazalarda 24 bin kişi yaşamını yitiriyor

*İleri doğru bir adım atabilmek için, insan vücudundaki 54 farklı kasın harekete geçmesi gerekir.

*Yataktan düşerek ölme ihtimaliniz 2 milyonda 1’dir.

*Normal bir yağmur damlasının yere düşüş hızı yaklaşık olarak saatte 10 kilometredir.

*Paslanmaz çelik 1913 yılında yanlışlıkla keşfedilmiştir.



Kalp Günde Kaç Kere Atar?


İnsan kalbi, muazzam bir sistemle çalışır. Bilinen devirdayim sistemi ile çalışan insan kalbi, sizce günde kaç defa atıyordur?

İnsan kalbi, ortalama olarak günde en fazla 100.000 defa atıyor. Bu çok yüksek bir rakam. 24 saatte 100.000′defa atması, vücudun nasıl muazzam bir sistemde çalıştığını göstermeye yeter de artar bile.





İNSAN DİŞİNİN SERTLİĞİ


Dişlerimniz, dışlarında bulunan mineleri yüzünden oldukça sert ve sağlamdır. Kırılma işlemleri genelde zaten kökten yaşanır. Dişi yapısından kıran insanlara da buradan sonsuz teşekkürlerimizi iletiyor, takdir belgelerini en kısa zamanda yollayacağımızı bildiriyoruz.

İnsan dişi, tıpkı bir kaya kadar sağlamdır. Kırılması oldukça güçtür. Diş yapısını oluşturan mineraller ve diş minesi, öncelikli olarak dişi koruyan yan olgulardır. Diş minesini çatlattığınız an (genelde dişlerinizi düşürttüğünüz zaman) bu kalkan tıpkı yırtılan bir kumaş gibi gittikçe açılmaya başlar. Sonrası malum zaten… Dişleriniz erimeye başlar!



İNSAN BEDENİNİN EN GÜÇLÜ ORGANI


Sizce insan bedeninin en güçlü organı nedir? En güçlü kaslara sahip organı? Bu organ, insanın hayatını sürdürmeye devam etmesi için gerekli olan organdır.

Kalp, insan vücudundaki en güçlü kaslara sahip organdır. Zira eğer damarınız vücudunuzdan dışarı doğru çıkacak şekilde tutulsaydı, kalp tek bir pompalamada yarattığı o kuvvetli basınç etkisiyle kanı 25 metre havaya fışkırtabilirdi. Bu oldukça büyük bir güç!



SAĞLIKLI YAŞAMIN SIRRI : SEX



Sağlıklı yaşam için sex yapmak şart. Haftada en fazla 4 defa seks yapan bir insan, ömrünü yaklaşık olarak 8 ila 12 sene kadar uzatır. Buna temiz hava şartları ve sağlıklı yaşam da eklenirse, toplamda bir insanın hayatı ortalama olarak 35 sene kadar daha artar.




KALORİ YAKMANIN YENİ YOLU : KAFANIZI DUVARA VURUN !


İnsanlar hızlı zayıflamak için, hızlı kalori yakma yolları ararlar. Tabi bunların birçok yolu da mevcuttur ancak gelin size en hızlı fraksyonunu gösterelim. İşte kalori yakmanın en hızlı yolu!

Bir insan kafasını duvara vurduğu anda, 150 kalori birden yakıyormuş. Seri bir şekilde kafanızı duvara vurduğunuz zaman bu rakam ne kadar hızlı katlanıp gider değil mi? Ancak kafanızda oluşabilecek hasarlar, sizi geri dönüşü olmayan bir yola sokabilir. Aman dikkat diyelim!


AŞIRI DUŞ ALMAK BEYİNE ZARAR VERİR !

Suda bulunan mangan adlı element, solunum yoluyla geçerek vücuda zarar verir. Özellikle beyinde kümelenerek, titreme ve uyuşukluk belirtilerini içeren Parkinson benzeri rahatsızlıklara neden olur.


DİŞ AĞRISINA KESİN ÇÖZÜM : KEJU FISTIĞI


Charles Weber isimli Amerikalı araştırmacı diş apsesininin tedavisi için bir gün boyunca belirli aralıklarla keju fıstığı (cashew) yedi. Denemeleri ve incelemeleri sonucunda Weber dişindeki yaranın iyileştiğini bunun nedeninin ise kejunun içindeki asitik maddelerin dişte bulunan bakterileri öldürdüğünü söyledi.



ERKEKLER GÜNEŞLİ GÜNLERDE ŞİDDETE DAHA FAZLA EĞİLİMLİLERDİR !

İsrail Ben Gurion Üniversitesi uzmanlarının şiddetle ilgili yaptıkları bir araştırmada cinayet suçlarının yaz aylarında 3 kat daha fazla işlendiğini ve katillerin çoğunun erkek olduğunu tespit etmişlerdir. Serotonin hormonununun şiddete meyilli kişilerde daha az olduğuda araştırma verileri arasında yeraldı.


KADINLARIN SPERME KARŞI ALERJİSİ VAR !


Cinsel birleşmeden sonraki en büyük fantezi, büyük ihtimal sperm banyosudur(!) Çoğu pornografik filmden gördüğümüz bu eylem, kadınların hoşuna mı gidiyor? Çoğusuna göre evet, ancak yapılan araştırmalara göre kadınların dörtte üçü, sperme karşı bir alerji sorunu ile karşı karşıya. İngiltere’deki laboratuvarlarda yapılan araştırmlara göre, kadınların seksten sonraki fantezik eylemleri sperm banyosu, bazı cildi problemlere sebep olabiliyor. Cinsel ilişkiden sonraki bu hareket yüzünden kadınları iki defa düşünmeye davet ediyoruz!




BÜYÜK POPONUN FAYDALARI


İngiliz uzmanlar basen, popo ve baldırlardaki fazla kilonun sağlığa yararlı olup, kalp ve metabolik sorunlara karşı koruduğunu söyledi.
Basen bölgesindeki yağlar vücuttaki zararlı yağ asitlerini temizleyerek damarların tıkanmasını ve iltihaplanmayı önleyen maddeler içeriyor.
Oxford Üniversitesi’nden bilim adamları büyük popoların böyle bir koruma özelliği olmayan bel çevresindeki fazla yağa tercih edileceğini söyledi.




International Journal of Obesity dergisine konuşan bilim adamları, bilimin basen bölgesindeki yağları artırmak için özel bir çaba dahi gösterebileceğini belirtti.
İleride de, doktorların kardiyovasküler ve şeker hastalığı gibi metabolik hastalıklara karşı hastalarına vücut yağlarını basen bölgesine kaydıran ilaçlar yazabilecekler.
Bilim adamları basen bölgesinde çok az yağ bulunmasının “cushing sendromu” gibi ciddi metabolik sorunlara yol açabileceğini de belirtti.
Bilimsel kanıtlar baldır ve popodaki yağlardan kurtulmanın bel çevresindeki yağlardan kurtulmaktan daha zor olduğunu gösteriyor.
Bu pek de arzu edilmeyen bir durum gibi olsa da uzmanlar bunun yararlı olduğunu, çünkü yağların hızlı bir şekilde çözülmesi durumunda iltihaplanmaya yol açan sitokin maddesinin açığa çıktığını söylüyorlar.



KAN GRUPLARINA GÖRE KİŞİLİK ANALİZİ


Kan gruplarının insan kişiliği ile yakından ilgisi olduğu anlaşıldı. Japon uzmanlar farklı kan gruplarının erkekler ve kadınlar üzerindeki etkilerini konu alan bi araştırmasının sonuçlarını açıklarken, “İnsan vücudunun kimyası ile kişilik arasında önemli bağlar var. Kan grupları bunlardan biri.” dedi




Kan Grupları

Tek damlası bile değerli olan, damarlarımızda taşıdığımız kan hakkında neleri biliyoruz, ya bilmediklerimiz….

Bunu Biliyormusun ?

Vücut ağırlığının % 7- 8′ini kan oluşturuyor.

Dünyada kan gruplarının dağılımı

0 RH pozitif Her 100 kişiden 40′ı
0 RH Negatif Her 100 kişiden 7′si
A RH pozitif Her 100 kişiden 34′ü
A RH Negatif Her 100 kişiden 6′sı
B RH Pozitif Her 100 kişiden 8′i
B RH Negatif Her 100 kişiden 1′i
AB RH Pozitif Her 100 kişiden 3′ü
AB RH Negatif Her 200 kişiden 1′i

Kan gruplarına göre kişilik tahlili

0 grubu: Kendine güven, cesaret.
A grubu: Sinirli ve hassas.
B grubu: Uyumlu ve yaratıcı.
AB grubu: En çekici ve ilginç…

En cesur ve güçlü 0 grubu

Bu kan grubu taşıyan herkes gücü, dayanıklığı, kendine güveni, cesareti, sezgiyi ve tanrı vergisi bir iyimserliği genetik hafızalarında taşırlar. Melodik mizaç özelliğine sahiptirler. Bunlar yaşamın tadını en iyi çıkaran, dünya nimetlerinden en geniş biçimde yararlanan kişilerdir. Hayati bir melodi gibi yaşar ve kavrarlar.



TÜKÜRÜK BEZLERİMİZ


Ağzımızdaki herhangi bir yiyeceğe tükürüğümüz değmezse onun tadını alamayız. Bunun nedeni ise dilimizin yiyeceklerin tadını algılamak için bir iletkene ihtiyacı olmasıdır.


ELMA KAHVEDEN DAHA FAZLA UYKU AÇIYOR



Uzmanlar yıllardır sabah uykumuzun açılması ve uyukumuzu yatıştırmak için içtiğimiz kahvenin bir tane elma kadar etkili olmadığını kanıtlamışlar. Yapılan araştırmalarla bir elmanın kahveden daha fazla uyku açtığı tespit edilmiştir.




SANATSAL MI DÜŞÜnÜYORSUNUZ SAYISAL MI ?
i
Sağ beyninizi mi yoksa Sol beyninizi mi kullanıyorsunuz? Bunu merak ediyorsanız yazının devamını mutlaka okumalısınız…




Eğer dönüş yönünü sağa doğru görüyorsanız beyninizin sol tarafını (analizci, mantıkçı, sayısal), eğer sola doğru döndüğünü görüyorsanız beyninizin sağ tarafını (sanatsal) kullanıyorsunuz demek. Yoğunlaşıp düşünce şeklini değiştirdiğinizde iki tarafa da döndürülebiliyorsunuz…


ADOLF HITLER'İN GİZLİ KORKUSU



Kendisini kokusuz biri olarak tanıtmış olan ve milyonlarca insanın ölümüne neden olan Adolf Hitler’in herkezden gizlediği bir korkusunun olduğu ortaya çıktı.

Acımasız Nazi lideri dişçiden korkuyordu. Hitler’in özel dişçisi Johannes Blaschke tüm dünyayı şaşırtan açıklamasında kanal tedavisini sekiz güne yaymak istediğini dile getirdiğini söyledi.

Aynı zamanda Hitler’in kötü bir nefes kokusu, apseleri ve diş eti hastalığı olduğu da ifade edildi. ‘Şeytanın Dişçisi’ isimli Menevse Deprem-Hennen’in kitabı, 20 sene boyunca Führer’in dişleriyle ilgilenen Blaschke’nin günlerini anlatıyor. Kitapta daha pek çok belgeler ve Alman diktatörle ilgili bilgiler var.






145.3 NE İFADE EDER ?




145.3'ün ne ifade ettiğini biliyor muydunuz?


Bu rakam sizi meraklandırmıştır. Acaba neyin ölçüsünü belirtiyor bu rakam?Aslında herşey çok masumane anacak bu rakam dünya üzerinde bulunan tüm rayların aralarındaki mesafeyi gösteriyor. Yani tren yollarındaki rayların hepsinin arasındaki mesafe aynı. Peki neden bu kanı bu denli kemikleşmiş?Durum Eski Romalılara kadar dayanıyor. Eski Romalılar, patika yollarında savaş arabalarını geçirmek için bu ölçüyü belirlemişler. O günden bugüne kadar gelen 145.3 cm, günümüzde tren raylarındaki mesafeyi belirtiyor. Biraz daha durumu açarsak, büyük savaş araçlarının hemen hepsi tren yolu ile taşınıyor. Bu durum içerisinde, dev makinelerin bir noktadan başka bir noktaya daha hızlı iletilebilmesi için tren yollarındaki Eski Romalıların belirlediği bu mesafe ve ölçü, standart olarak kabul edilmiş. Yani trenler o kadar da değil!









KİMSENİN BİLMEDİĞİ ŞAŞIRTICI GERÇEKLER




1-Atakama çölüne 400 seneden beri yağmur yağmamaktadır. Yağan yağmur da havada buharlaştığından yere düşmemektedir.

2-Süleymaniye camiinin 4 minaresi olmasının sebebinin, Kanuninin İstanbulun fethinden sonraki dördüncü padişah; bu dört minaredeki on şerefenin de Osmanlının onuncu padişahı olduğunun bir işareti anlamına geldiğini.

3-Develerin 3 tane kaşı vardır.

4-Yunuslar bir gözü açık uyurlar.

5-Bir sineğin hızı saatte 8 km.dir.

6-Zürafanın dili 53 cm. kadardır.

7-Osmanlı sultanlarının ve bazı alimlerin başlarındaki kavukların, kefenlerinden oluştuğunu, sık sık ölümü hatırlayıp ona göre karar verdiklerini, ayrıca öldükleri zaman hemen başlarındaki kefenle defnedildiklerini.

8-Bir insanın su ve yemek olmadan yaşayabildiği en uzun süre 18 gündür.

9-Kelebekler ayaklarıyla tat alırlar.

10-Sığırların 4 tane midesi vardır.

11-Erman Kunter, 1988 yılında Fenerbahçe formasıyla Hilalspor karşısında 153 sayı atarak rekor kırarken, ilk yarıda da attığı 81 sayıyla bir devrede en fazla sayı üreten basketçi olarak da tarihe geçti.

12-Kediler şeker tadını ayırt edemezler.

13-Atlar 1 ay kadar ayakta kalabilirler.

14-Fare, bir deveden bile daha uzun süre susuz kalabilir.

15-Timsahlar dilini dışarı çıkaramazlar.

16-Zürafanın ses telleri yoktur.

17-Zebralar beyaz üzerine siyah çizgilidir.

18-2600 kadar kurbağa cinsi var.

19-Yetişkin bir ayı at kadar hızlı koşabilir.

20-Sadece domuzlar güneşten yanabilir.

21-Deniz kobrası dünyanın en zehirli yılanıdır.

22-Bir karıncanın koku alma yeteneği en az bir köpeğinki kadar gelişmiştir.

23-Hayvanların en büyüğü mavi balinadır. (uzunluğu 33 m., ağırlığı 190 t.)

24-Bir devekuşunun gözü beyninden büyüktür.

25-Deve deniz suyu içebileceği gibi bir defada 250 litre su da içebilir.

26-Karınca kendi ağırlığının 50 katını taşıyabilir.

27-Çekirgenin kulağı dizindedir.

28-Yeryüzünün en sıcak yeri Afrikada El-Ezize bölgesidir. (Gölgede 58 derece)

29-Yeryüzünün en soğuk yeri Antarktika’da Vostok (Rusya) bölgesidir. (- 88.3 derece)

30-Eski Romada şişeden hazırlanmış kaplar altın ve gümüşden daha değerli sayılırlardı.

31-Dünyada en eski üniversitesi 989 yılındaki Mısırın El-Ezher üniversitesidir.

32-İlk yeraltı tünel 1 km. uzunluğunda olmuş ve bundan 4 bin yıl önce Irakta Fırat nehrinin altından geçmişdir.

33-Paraguay dünyanın en yağışlı bölgesidir. Bölgede yağmur neredeyse ara vermez.

34-Dünyada 2000'e yakın halk ve 3000 e yakın dil var.

35-Paristeki Versailles Sarayının 1300 odası olduğunu ve hiç tuvaletinin olmadığını biliyormuydunuz?

36-Tarih boyu yapılmış savaşların en uzunu İngiltere ile Fransa arasında olmuştur. Bu savaş 115 sene(1338-1453) sürmüştür.

37-İnsanın saçında 102 bine yakın, derisinde ise 20 bine yakın kıl olur. Kıllar her gün 0.35-0.40 mm. uzar.

38-Bir köstebek sadece bir gecede 90 m. tünel kazabilir.

39-Dünyanın en uzun ömürlü insanı Çinde 253 sene yaşamıştır. (1680-1933)

40-Bir hamam böceği kafası koptuktan sonra açlıktan ölmeden 9 gün yasayabilir.

41-Eski Mısırlılar taştan yapılmış yastıklarda uyurlardı.

42-Boğalar renk körüdür, bundan dolayı matadorun elindeki beze saldırırlar; rengi ne olursa olsun.

43-Ortalama bir buzdağı 20,000,000 ton gelir.

44-Zehirli oklu kurbağada 2,200 insanı öldürebilecek kadar zehir bulunur.

45-İnsan vücudundaki en güçlü kas dildir.

46-Hapşırdığımız zaman kalbimizde dahil olmak üzere bütün vücut fonksiyonlarımız bir an için durur.

47-Kadınlar erkeklere oranla iki kat daha fazla göz kırparlar.

48-Penguen yüzebilen ama uçamayan tek kuştur.

49-Sadece insanlar ve yunuslar zevk için cinsel ilişkide bulunurlar.

50-İnsan elinde, en yavaş uzayan tırnak baş parmakta, en hızlı uzayan tırnak ise orta parmaktadır.

51-Bir insan yedi dakika içerisinde uykuya dalar.

52-Sıcak su soğuk sudan daha ağırdır.

53-Sarışınların esmerlere göre daha fazla sacı vardır.

54-Dünyanın en hızlı büyüyen bitkisi Bambu bir günde 90 cm. kadar uzuyor.

55-Ördeğin vakvaklamasının yankı yaratmadığını ve bunu kimsenin açıklayamadığını

56-İdrarın zifiri karanlıkta parladığını..

57-Eğer çok şiddetli hapşırırsan, kaburgalarından birini kırabileceğini...

58-Farelerin ve atların kusamadıklarını...

59-1 saat süreyle kulaklıkla birşey dinlemenin kulaktaki bakteri sayısını %700 arttırdığını

60-Çakmağın kibritten önce bulunduğunu...

61-Bir okyanusun en derin yerinde, demir bir topun dibe çökmesi bir saatten uzun sürer.

62-Bugüne kadar ölçülmüş en büyük buz dağı, 200 mil uzunluğunda ve 60 mil genişliğindedir ve Belçikadan daha büyük bir yüzölçümüne sahiptir.

63-Bugüne kadar kaydedilmiş en büyük dalga, 1971 yılında Japonyanın ishigaki Adasında 85 metre yüksekliğine ulaşmıştır.

64-Acık bir gecede, çıplak gözle iki bin ayrı yıldızı görmek mümkündür.

65-Dünyadaki ilk telefon rehberinde sadece elli isim yer almıştı.1878 yılının şubat ayında Connecticut New Havenda yayımlanmıştı.

66-Yataktan düşerek ölme olasılığı iki milyonda birdir.

67-Bir çift sineğin sadece nisan-mayıs aylarında bıraktıkları yumurtaların tamamından sinek çıksa idi, dünyayı 14 metre kalınlığında bir sinek tabakası kaplayacağını.

68-Eyfel kulesinin yapımında toplam 6400 ton ağırlığında 18.100 adet demir parçası kullanıldığını.

69-Bir insandaki toplam damar uzunluğunun 150 bin km. ve dünya ile güneş arasındaki mesafenin de 150 milyon km. olduğunu.

70-En eski alfabe Suriye'nin Akdeniz sahilindeki Lattakiya limanı yakınlığında yapılan kazım sonucu bulunmuştur. Alfabe 32 harften oluşur.

71-Bugüne kadar yaşamış en ağır kişi, 634 kiloya ulaşan Washingtonlu Jon Brower Minnoch.

72-Bir kişinin yaşayabildiği en yüksek vücut ısısı 46.5 derecedir. Normal değer ise 35 – 37dir.

73-Değerli taşların çoğu birkaç elementten oluşur,sadece pırlanta tamamen karbondan oluşur.

74-En büyük kitap XVII asırda yayınlanmış ve Berlin kütüphanesinde bulunan coğrafya atlası sayılır. (yüksekliği 2 metre, eni 1 metre)

75-1707 – 1782 arasında yaşamış bir Rus kadının; 16 ikiz, 7 üçüz ve 4 dördüzü, 1725 – 1765 arasında dünyaya getirdiği belirlendi.






ÖLÜMLE İLGİLİ BİLİNMEYENLER



1. Ölümden sonra üç gün içinde akşam yemeğinizi öğütmenize yardımcı olan enzimler sizi yok etmeye başlar. Bozulmuş hücreler bakteriler için besin kaynağı olacak ve vücudunuz kısa bir süre içinde çürüyecek.

2. Ölüyü gömme geleneği 350 bin yıl öncesine dayanıyor. İlk olarak İspanya'nın Atapuerca bölgesinde ortaya çıktığı düşünülüyor.

3. İnsanlık tarihinin başlangıcından itibaren ortalama 100 milyar insanın öldüğü tahmin ediliyor.

4. 1951 yılından beri neredeyse hiçbir ABD'li aşırı yaşlılıktan dolayı ölmedi.

5. Canlının ölmesi ne şekilde olursa olsun, her koşulda oksijen yetersizliğinden dolayı gerçekleşiyor. Hangi nedenden dolayı ölürseniz ölün, oksijen solunumu kesilince hayat sona eriyor...

6. Sadece ABD'de toprağa gömülen ölü vücutlardan 827,060 galon akıcı sıvı toprağa salınıyor. Bu da havaya hidroklorik asit, sülfür ve karbondioksit karışması anlamına gelir.

7. İsveç'te Promessa isimli şirket ölü bedenini sıvı nitrojen içinde dondurarak özel bir işlemden geçiriyor. Mısır nişastasından hazırlanmış özel bir tabut içinde toprağa gömüyor. Buna da 'ekolojik defin' adını veriyor.

8.Hindistan'daki zerdüştler ölülerini akbabaların yemesi için açıkta bırakıyor.

9. Akbabaların çoğu insan ve sığır leşi yemekten ölüyor.

10. Madagaskar yerlileri ölülerin kemiklerini toprağın altından çıkarıp, kasabanın etrafında bir tur gezdirdikten sonra tekrar gömüyorlar. Bu törene 'famadihana' adı veriliyor.

11. 19. yüzyılda Mısır'da demiryolu şirketleri toprak altından çok sayıda mumya çıkarıp lokomotifler için yakıt yaptılar.

12. Embriyoların gelişmesi süresinde organlarımızdaki bazı hücreler kendini yok ediyor. Öyle olmasaydı eğer, genetik arızalarla doğabilirdik.

13. ABD'de insanların yüzde 80'i hastanede ölüyor.

14. New York'ta intihar eden insan sayısı cinayete kurban gidenlerden daha fazla.

15. Hiçbir kültür 'Ölmek' kelimesini direk kullanmayı tercih etmez. Her kültürün bu kelimeyi karşılayan birtakım deyimleri vardır. Mesela 'vefat etti' veya 'göç etti' gibi...





İLGİNÇ ADETLER

YENİ : 16.02.2012


-Newlyweds’de evlenen çift gerdeğe tören sırasında yere serilen hasır üstünde konukların gözü önünde giriyor.

-Guam’da bakirelerin evlenmesi yasak. Bunun için kızlar bekaretlerini para karşılığı bu işi yapan kişilere bozduruyor.(yorumsuz…)




-Hindistan’da evlere gündeliğe gelen kadınlar evdeki bekar gencin seksüel ihtiyacını karşılamak zorunda.

-Moritanya’daobezite bir gelenek olmuş. Evlenme çağına gelen kızların en az 60, en fazla da 100 kilo olması gerekiyor.Eğer yemek yemezlerse de kızlar cezalandırılıyor.

-İzlanda’nın başkenti Reykjavik’te köpek beslemek kanunlarla yasaklanmış.

-Çek Cumhuriyeti’nde bira banyosu çok moda! Çekler bira banyosunun sağlığa çok iyi geldiğini düşünüyorlar. Sinir sistemi üzerinde rahatlatıcı etkisi olduğuna inanıyorlar.


-Kuzey Kore’de kadınlarda 25, erkeklerde ise 27 yaşın altında evlenmek kanunen yasak. Evlenmeden önce bireylerin askerlik ve devlete karşı diğer yükümlülüklerini yerine getirmiş olması gerekiyor.

-Liverpool’da dükkan dekoratörleri, çocuklar vitrini seyrederken kadın vitrin mankenini soyamaz ya da giydiremez.

-Yılbaşı Botsvana’da da önemli bir gelenek. İnanışa göre yılbaşı gecesi evli çiftlerin seks yapması zenginlik ve bereketi arttırıyor.

-Amboysna Adası’nda ürünün az olacağı belirlenirse, erkeklerin güneş batımında çıplak olarak tarlaya gidip ekinlerin arasında mastürbasyon yapmaları gerekiyor.(ıyyyy iğrennçç )

-Normalde makarna ve şarapla beslendiğini düşündüğümüz İtalya’nın Ponti bölgesinde yerli halk, Paskalya öncesindeki 40 gün boyunca toplam bin yumurtadan yapılmış omlet yiyor.

-Tayland Kraliyet Ailesi çok eski zamanlardan gelen ve sadece bu ailenin kullandığı özel bir dil kullanıyor. Yani konuştuklarını çevrelerindeki hiç kimse anlayamıyor.

-Tazmanya’da kadın ölen kocasının kesilip kurutulan cinsel organını boynuna asmak zorunda.(Düşünsenize herkesin boynunda bir.. :))

-Laos’ta da kadınların ayakları en erotik bölge kabul ediliyor. Bu nedenle kadınların ayaklarını göstermeleri yasak.

-Arizona’da patlak lastikli otomobil içinde sevişmek yasak. Kurala uymayan ön koltukta sevişen 25, arka koltukta sevişen 50 dolar ödüyor.

-Gine’de evli kadını baştan çıkaran adamın el ve ayak parmaklarından biri kesiliyor. Kesilen parça ilişkiye giren kadına yediriliyor.

-İngiliz geleneklerinin en başında kilisede çan çalmak geliyor. Bu şekilde kötü ruhların kovulduğuna inanılıyor. Gelin ve damat kiliseye girerken ve çıkarken çanlar çalınarak yeni evli çifte çiçek atılıyor.(Bunu bazı yabancı filmlerdede görüyoruz.)

-Bosna-Hersek’te evlenme çağına gelmiş gelin adayını isteyen damat adayı, kız evine yemeğe davet ediliyor ve ailenin büyükleri ile söz konusu evlilik hakkında tartışıyorlar. Kızın aile büyükleri damat adayı hakkında bir karara vardıktan sonra kahve ikramına geçiliyor. Şekerli kahve damat adayının evlilik için uygun görüldüğü, sade olması ise damat adayının reddedildiği anlamını taşıyor.

-Filipinlerdeki Limestone mağaraları ölülerin evi olarak görülüyor. Ölüler mağaralarda yakılıyor ve bu yüzden mağaraların dış yüzeyleri tabutlarla kaplı bir şekilde. Bu gelenek Çin’de nesli tükenmekte olan Bo kabilesinde ve Toaraja kabilesinde de görülüyor.

-Kore’de evlilik geleneklerinde ördek ve kaz önemli bir yer tutuyor. Eski geleneklerde damatlar arkalarında kaz taşıyarak beyaz bir atın üstünde gelinin evine giderlerken günümüzde sembolik olarak tahta kaz kullanılıyor. Bir başka geleneğe göre de düğünden sonra bir çift tahta ördek yeni çiftin evine yerleştiriliyor. Eğer ördekler karşılıklı konursa çiftin iyi geçineceğine, ters konulursa kavga edeceklerine inanılıyor.

-Finlandiyalı gelinler düğünde el yapımı altın bir taç takıyorlar. Genç kızlar arasından seçtiği birine altın tacını veriyor. Seçilen kızın, en kısa zamanda evleneceğine inanılıyor. Öte yandan Vikingler zamanında ise evlilikler açık arttırma şeklinde yapılıyordu. Damat adayı, gelin adayı için kızın babasına fiyat teklif ediyor, bu fiyat üzerinden pazarlık yapılıyor ve belirlenen para miktarı çeyiz için kullanılıyordu. Ayrıca çiftin evlilik hayatları boyunca altın ve gümüş sıkıntısı çekmemeleri için babası gelinin sağ ayağına gümüş, annesi ise sol ayağına altın takıyordu.

-Ortaçağda banyo yapmak tören şeklindeydi. Kastilya Kraliçesi İsabella bile 50 yıldan fazla süren hayatı boyunca iki kez banyo yapmıştı.

-Eskimoların yaşlıları, iyice güçten düşünce intihar yoluna başvururken, Fijili yaşlı erkekler, ölme isteğini yakınlarına söylerlerdi. Kararlaştırılan gün geldiğinde de yaşlı erkek, canlı olarak toprağa gömülürdü.(Nasıl bir ölüm isteğidir bu ya.)

-Eski Romalılar bazen mezar yanlarına gidip ölüleriyle piknik yaparlardı. Mezarlardaki yazıtlarda en yakın yemek bulunabilecek yerin tarifi yer alırdı. Böylece insanlar ölmüş yakınlarını daha kolay beslerdi.

-Yanomamö, Venezuela ve Brezilya’dan kökenini almış büyük bir kabile. Modern yaşamdan uzakta eski geleneklerine sıkı sıkıya bağlı bir kabile. Bu kabilenin insanları dini geleneklerinden dolayı ölü insanın vücudundan herhangi bir parçayı saklamayı yasaklıyor. Bu kabilede biri öldüğü zaman tamamen yakılıyor. Küller ise aile bireyleri arasında paylaştırılıyor ve yeniyor.

-Torajanlar Endonezya’da bir kabile. Cenaze törenleri Torajan insanları için yaşamın önemli bir anı. Yokluk içinde yaşadıkları için bir ailenin masrafları karşılayabilmesi aylar sürüyor. İşte bu paranın birikmesi gereken aylar boyunca cesede kıyafet giydiriliyor ve ölü beden evde tutuluyor. Torajanlar ölünün ruhunun gömülünceye kadar evde kaldığına inanıyorlar. Ölü gömülmeye hazır hale geldiğinde de tabutlar genellikle mağaraya yerleştiriliyor. Ölünün heykelleri de tabutun yanında dışarı bakacak şekilde yerleştiriliyor.

-Tibet’te misafir uğurlanırken ona dil çıkarmak şarttı.

-Tayvan’da damadın akraba ya da arkadaşı gelinin bekaretini alıyor. Gerekçesi:’Damat böyle sıkıcı bir işle zaman kaybetmesin!(İşe bakarmısın?)

-Toplumlarının garip karşıladığı ‘poligami’ çok eşlilik, Güney Afiraka’da bir gelenek. Bir erkek ne kadar çok eş alabilirse o kadar makbul.

-Guyana’da banyoda seks yaparken yakalanan çiftler önce boyanıyor sonra da bir eşeğin arkasına bağlanarak şehirde gezdiriliyor.(nasıl yani )

-Colombia’da gelinin annesi gerdeğe giren çiftin yatağının kenarına oturarak ilk ilişkiye şahitlik ediyor.(Hadi Canım )

-İsrail’de ise Musevi inancına göre, düğünlerde Kudüs’teki kutsal tapınağın yok oluşunu sembolize eden içi cam parçalarıyla dolu bir beze basma geleneği bulunuyor. Törende cam kırmak ise hayattaki mutluluğu ve üzüntüyü sembolize ediyor. Hindistan’da da damat gelinin kıyafetinden sorumlu oluyor. Gelin, beyaz gelinlik yerine, “sari” denilen özel bir giysi giyiyor. Törene gündelik kıyafetlerle gelen gelin, daha sonra kocasının kendisine sunduğu kıyafeti giyiyor.

-Shiva’ya tapan gizli Hint örgütü üyeleri Shiva’yı en üstün tanrı olarak görüyorlar. Shiva’nın her şeyi yarattığına inandıkları için hiçbir şeyin kötü olduğuna inanmıyorlar. Bu yüzden her türlü cinsel aktiviteye katılıyor, uyuşturucu kullanıp alkol tüketiyorlar ve et yiyorlar. Tabu anlayışları yok. Garip olan gelenekleri yamyam olmaları ve bunun için özel tapınakları var. Kıyafetlerini ölülerden temin ediyor, ölüyü yakıp ısınıyor ve yemeğini nehirden temin ediyorlar. Nehir üstünde sürüklenen kadavralar yakalanıyor ve uzuvlar kesildikten sonra çiğ olarak yeniyor.(Bişey diyemiyorum yorumsuz.)

-Vatikan’daki son araştırmalar unutulmuş bir geleneği tekrar su yüzüne çıkardı. Romalılar ölülerle beraber yemek yerler ve onları beslerlerdi. Birçok mezarın yanında unutulmuş çubuklar bulunurdu. Benzer çubuklar İngiltere’de de bulundu.

-Masai kabilesi ( Tanzanya ve Kenya’da bulunan etnik bir grup) değişik bir selamlama yöntemi kullanıyor. Birbirlerine tükürerek selam veriyorlar. Mesela yeni bir doğum olduğunda bebeğin lanetten ve kötü şanstan uzaklaşması için yeni doğan bebeğe tükürüyorlar. Masai kabilesi sakinleri büyüklerle selamlaşırken ise büyüğün elini sıkmadan önce kendi ellerine tükürürler. Medya sayesinde Masai kabilesi çok kişi tarafından biliniyor.

-Afrika’nın bazı bölgelerinde damat adayı kızı ailesinden istedikten sonra kızın ailesi teklifi kabul ederse kızlarına para ve fıstık veriyor. Gelin adayı, fıstığı damatla bölüşürken, çiftin birleşmesine yardımcı olan aracıya da bir parça veriliyor. Bu, komşulara ve akrabalara düğün daveti anlamına geliyor.Satere-Mawe kabilesi Brezilya’nın amazon bölgesinde yer alıyor. Bu kabile erkek çocuklar için acı verici ayinler düzenliyor. Tam anlamıyla erkek olabilmek için çocuklar ellerine karıncalardan örülmüş bir eldiven giymek zorundalar. Bu karıncalar o bölgede doğadaki en tehlikeli hayvanlardan biri. Çocuklar erkek olabilmek için bu eldivenleri giyip ilk seferde on dakika bu izleyen diğer aylarda da yirmi kere yapmak zorundalar.

-Japonya ve Rusya’nın bazı bölgelerinde yaşayan yerli ‘Ainu’ kabilesi küçük bir azınlık. Dini inançlarına göre de bütün varlıklar ve evren bir ruh taşıyor. Bu kabile doğaya taptığı için bazı gelenekler yaratmışlar. Bu kabilenin insanları kendilerini kutsamak için ayıları öldürüyor. Çünkü ayıların ruhunun cennete gittiğine inanıyorlar. Bu işleme de ‘Iyomante ayini’ deniyor. Mağarasında kış uykusuna yatmış olan anne ayılar bile öldürülüyor. Yerliler ayin sırasında öldüren ayıların kanını içiyorlar ve etini yiyorlar. Ainu insanları ayıların insanlar arasında dolaşan tanrılar olduğuna inanıyor. Malesef Japonya’da çıkan bir yasa ile bu rituel yasaklandı. Buna rağmen bazı yerlerde hala bu geleneğin izlerini görmek mümkün.

-Bulgaristan’da da erkek, sevdiği kızı ailesinden istemek için en yakın arkadaşıyla kızın evine giderken, yanında mutluluk, sağlık ve zenginliği temsil eden “rakia” denilen özel bir ev viskisi ve “zdravet” adı verilen yeşil çiçeklerden küçük bir buket götürüyor. Bunun yanı sıra kıza ve babasına ufak hediyeler veriyor. Baba, evin reisi olduğundan içki ikramında bulunuyor. Damat adayını beğenir ve evliliği onaylarsa kızına dönüp 3 kez evliliğe hazır olup olmadığını soruyor ve kız (evet) derse kızın ailesi de erkeğin ailesine hediyeler yolluyor. Düğünden önceki Perşembe günü hamur ve mayanın karıştırılmasıyla özel bir ekmek yapılıyor ve bu ekmek yeni ailenin oluşumunu sembolize ediyor. Düğünde ise gelin, içinde bozuk para, çiğ yumurta ve buğday bulunan bir tabağı arkasına bakmadan başının üzerinden geriye doğru atıyor. Tabak ne kadar küçük parçalara ayrılırsa o kadar iyi olacağı düşünülüyor. Ayrıca gelin ile damada somun ekmeği veriliyor. Hangisi bu ekmekten daha büyük parça koparırsa evde onun sözünün geçeceğine inanılıyor.

-Çin’de de damadın ailesi astroloji uzmanına başvurarak evlenmeyi düşünen çift hakkında yorum istiyor. Eğer astroloji uzmanının hazırladığı horoskopu damadın ailesi uygun bulursa, çocuklarının doğum saatini ve tarihini kızın ailesine göndererek aynı işlemi onların da yapmasını istiyor. Çin’deki evlilik geleneklerine göre, düğünden önce damat evlilik yatağını hazırlayarak üzerine çeşitli meyve ve kuruyemişlerden koyuyor. Ailenin küçük çocukları yatağın üzerine oturtuluyor ve meyvelerle oynamalarına izin veriliyor. Yatağın üzerinde ne kadar çok çocuk olursa o kadar çok doğurganlığı sembolize edeceğine inanılıyor. Nedimelik yapacak bayanlar ise gelinin horoskopuyla uyumlu doğum yılına sahip kişilerden seçiliyor. Ayrıca Ay takviminin 7. ayının son 15 gününde evlenmenin uğursuz olduğuna, çünkü o dönemde cehennemin kapısının açılıp kayıp ruhların serbest kaldığına inanılıyor.

-Ağustosun son çarşamba gününde İspanya’da domates festivali yapılıyor. Tonlarca domates sokaklara saçılıyor.(Zevkli olur hee )

-Hindistan’da yemeğe gelen misafir yemekten sonra geğirmezse yemeği beğenmemiş sayılıyor ve bu davranışı büyük saygızıslık sayılıyor.

-Hindistan’ın Solapur bölgesinde her sene evebeynler bir araya gelerek bebeklerini 150 santimetrelik bir kuleden atıyorlar. Aşağıda büyük bir örtü tutan köylüler bebeği yakalıyor. Aileler bu geleneğin bebeğe uzun bir ömür ve sağlıklı bir yaşam kazandaracağına inanıyor. Bu yöntem genellikle Müslümanlar tarafından uygulanıyor ama bazı Hintliler de bu yönteme başvuruyor. Milli devlet her ne kadar bu geleneğe karşı çıksa da yerel yetkililer etkinlik için polis gücü de kullanıyor.

-Fenikeliler, salgın hastalıklar, kuraklık, savaş kaybetme gibi büyük felaketlerin yaşandığı günlerde “en sevdikleri çocuklarından birini” tanrıları Baal’e kurban verirlerdi.

-Budizm inancında saçın kazınması, Buda’nın baskıcı saray hayatını reddedip, tepki olarak saçını kesmesiyle başladı. Budizm’de azalan saçlar, çoğalan irade; kazınan saçlar ise kazınan dünyevi istekler demek.

-Fransa’da ise evlenecek çiftlerin törende yer alacak çiçeklerini davetliler getiriyor. Gelin ve damadın, evlilik günlerinde kullanılan ve nesilden nesile aktarılan evlilik kabından şarap içmesi de bu ülkedeki evlilik gelenekleri arasında yer alıyor.

-İskoçya’da ise gelin, düğünden bir gece önce aile büyüklerinin ortasına oturarak, onlara ayaklarını yıkatıyor. Bu gelenek, çiftin mutluluk yolunda yürümelerini sembolize ediyor. Düğünde ise gelin iki ayakkabısına da bozuk para koyuyor.

-Belçika’da ise en önemli gelenekler arasında mendile isim işlemek geliyor. Gelinin ailesi, kızlarının adının işlenmiş olduğu mendili düğüne götürerek davetlilere gösteriyor. Bu mendil düğünden sonra kızın ailesinin evine geri getiriliyor ve gelinin kız kardeşi varsa onun adı işlenerek yine evde sergileniyor.

-Brezilya’da 31 Aralık gecesi ‘macumba’ inancına mensup rahibeler, mavi-beyaz giyinerek Rio de Janeiro’nun İpanema plajında büyük ‘festa de lemanja’ törenleri düzenlerler. Bu törenlerde içi çiçekler, parfümler ve yanan mumlarla doldurulmuş minik kayıklar kıyıdan denize salınarak deniz (su) tanrıçası Lemanja’ya armağan edilir. Diğer Riolular ise bembeyaz giysiler içinde Copacabana plajında durmaksızın dans ederler. Brezilya kültüründe ve inançlarında mercimek zenginliği ve bereketi ifade ettiği için, yeni yılın birinci günü mutlaka mercimek çorbası ile mercimekli pilav pişirilip yenir.















İLGİNÇ BİLGİLER

YENİ

18.02.2012









BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ ?


*Ünlü besteci Beethoven'in son bestesini, sağır olarak yaptığını...

* Paris'teki Versailles Sarayı'nın 1300 odası olduğunu ve hiç tuvaletinin olmadığını...

* Bir çift sineğin sadece nisan-mayıs aylarında bıraktıkları yumurtaların tamamından sinek çıksa idi, dünyayı 14 metre kalınlığında bir sinek tabakası kaplayacağını...

* Eyfel kulesinin yapımında toplam 6400 ton ağırlığında 18.100 adet demir parçası kullanıldığını...

* Süleymaniye camiinin 4 minaresi olmasının sebebinin, Kanuni'nin İstanbul'un fethinden sonraki dördüncü padişah; bu dört minaredeki on şerefenin de Osmanlının onuncu padişahı olduğunun bir işareti anlamına geldiğini...

* Bir insandaki toplam damar uzunluğunun 150 bin km. ve dünya ile güneş arasındaki mesafenin de 150 milyon km. olduğunu...

* Osmanlı sultanlarının ve bazı alimlerin başlarındaki kavukların, kefenlerinden oluştuğunu, sık sık ölümü hatırlayıp ona göre karar verdiklerini, ayrıca öldükleri zaman hemen başlarındaki kefenle defnedildiklerini...

* Bir futbolcunun topa her kafa vuruşunda, beyninden 1000(bin) hücrenin öldüğünü...

* Ortalama bir insanda 30.000-100.000 adet saç olduğunu, hergün yaklaşık 100 tanesinin döküldüğünü...

* İnsan vücudunun her 7 yılda -ölen hücrelerin yerine yenisi gelerek- tamamen yenilendiğini...

* Amerikan halkının %60'ının ülkelerini, dünya haritasında bulamadıklarını...

* Dünyaya her yıl düşen yağış miktarının eşit olduğunu...

* Beşiktaş kulübünün kuruluşundaki Kırmızı-Beyaz renklerinin, Başkan savaşındaki malubiyetten sonra Siyah-Beyaz olarak değiştirildiğini...

* Galatasaray kulübünden, yıllar önce bir grubun ayrılıp 'Güneşspor' u kurduğunu...

* Fenerbahçe Kulübünün ilk adının 'Siyah Çoraplılar' olduğunu...

* İbni Sina'nın göz ameliyatı yaptığını...

*Kirpiler suda yüzer.

*Salatalığın yüzde 96'sı sudur.

*Fareler Kusamaz.

*Zürafalar yüzemez.

*Yılanlar duyamaz.

*Karıncalar uyuyamaz.

*Kirpiler suda batmaz.

*Kutup ayıları solaktır.

*Sineklerin 5 tane gözü vardır.

*Zürafanın ses telleri yoktur.

*Yunuslar bir gözlü açık uyurlar.

*Istakozların kanı mavi renktedir.

*Sığırların 4 tane midesi vardır.

*Kediler şeker tadını ayırt edemezler.

*Fare, bir deveden bile daha uzun süre susuz kalabilir.

*Zebralar beyaz üzerine siyah çizgilidir.

*Baykuş mavi rengi görebilen tek kuştur.

*2600 kadar kurbağa cinsi var.

*Yetişkin bir ayı at kadar hızlı koşabilir.

*Sadece domuzlar güneşten yanabilir.

*Deniz kobrası dünyanın en zehirli yılanıdır.

*Bir karıncanın koku alma yeteneği en az bir köpeğinki kadar gelişmiştir.

*Hayvanların en büyüğü mavi balinadır. (uzunluğu 33 m., ağırlığı 190 t.)

*Sadece dişi sivrisinekler ısırır.

*Bir devekuşunun gözü beyninden büyüktür.

*Deve deniz suyu içebileceği gibi bir defada 250 litre su da içebilir.

*Bir insanın su ve yemek olmadan yaşayabildiği en uzun süre 18 gündür.

*Karınca kendi ağırlığının 50 katını taşıyabilir.

*Çekirgenin kulağı dizindedir.

*Yeryüzünün en sıcak yeri Afrika'da El-Ezize bölgesidir. (Gölgede 58 derece)

*Yeryüzünün en soğuk yeri Antarktika'da Vostok (Rusya) bölgesidir. (- 88.3 derece)

*Uzaya ilk defa 12.04.1961 tarihinde Yuri Gagarin uçtu.

*İlk defa aya 21.07.1969 tarihinde Neil Armstrong ayak bastı.

*Eski Roma'da şişeden hazırlanmış kaplar altın ve gümüşden daha değerli sayılırlardı.

*Dünyada en eski üniversitesi 989 yılındaki Mısır'ın El-Ezher üniversitesidir.

*Dünyanın en genç üniversite öğrencisi 11,5 yaşındaki Ganesh Sittampalam'dır.

*İlk yeraltı tünel 1 km. uzunluğunda olmuş ve bundan 4 bin yıl önce Irak'ta Fırat nehrinin altından geçmişdir.

*Paraguay dünyanın en yağışlı bölgesidir. Bölgede yağmur neredeyse ara vermez.

*Dünyada 2000 e yakın halk ve 3000 e yakın dil var.

*Tarih boyu yapılmış savaşların en uzunu İngiltere ile Fransa arasında olmuştur. Bu savaş 115 sene(1338-1453) sürmüştür.

*İnsanın saçında 102 bine yakın, derisinde ise 20 bine yakın kıl olur. Kıllar her gün 0.35-0.40 mm. uzar.

*İngiltereli Thomas Korne 207 sene yaşamıştır.

*Dünyanın en uzun ömürlü insanı Çin'de 253 sene yaşamıştır. (1680-1933)

*Güneş dünyadan 330,330 kat daha büyüktür.

*Bir köstebek sadece bir gecede 90 m. tünel kazabilir.

*Bir hamam böceği kafası koptuktan sonra açlıktan ölmeden 9 gün yasayabilir.

*Eski Mısırlılar taştan yapılmış yastıklarda uyurlardı.

*Bir hipopotam ağzını açarsa 120 cm boyunda bir insan onun içine rahatça sığabilir.

*Boğalar renk körüdür, bundan dolayı matadorun elindeki beze saldırırlar; rengi ne olursa olsun.

*Ortalama bir buzdağı 20,000,000 ton gelir.

*Zehirli oklu kurbağada 2,200 insanı öldürebilecek kadar zehir bulunur.

*İnsan vücudundaki en güçlü kas dildir.

*Hapşırdığımız zaman kalbimizde dahil olmak üzere bütün vücut fonksiyonlarımız bir an için durur.

*Gözleri açık tutarak hapşırmak imkansızdır.

*Kadınlar erkeklere oranla iki kat daha fazla göz kırparlar.

*Penguen yüzebilen ama uçamayan tek kuştur.

*Sadece insanlar ve yunuslar zevk için cinsel ilişkide bulunurlar.

*İnsan elinde, en yavaş uzayan tırnak baş parmakta,en hızlı uzayan tırnak ise orta parmaktadır.

*İnsanlar beyinlerinin %10'nu kullanırlar.

*Bir insan yedi dakika içerisinde uykuya dalar.

*Sıcak su soğuk sudan daha ağırdır.

*Sarışınların esmerlere göre daha fazla sacı vardır.

*Soğan doğrarken sakız çiğnemek göz yaşarmasını önler.




* Tavuklar yılda ortalama 227 kez yumurtlar.


* En küçük at türü yaklaşık 75 cm' dir.Bu at türü ''Fallabella''dır.


* Bir arı kendinden 300 kat ağırr nesneleri kaldırabilir.


* Eskiden mamutların dişlerinin uzunluğu 4 metreyi geçiyormuş.


* Bir ağaçkakan gagasını ağaca bir saniyede kaç defa vuruyor dersiniz ? Bir ağaçkakan gagasını ağaca saniyede 20-22 kez vurabilir.


* Sekreter kuşu adıyla anılan bir kuş vardır doğada. Bu kusun bacakları o kadar narin ve incedir ki kuş birden bir şeyden korkarsa bacakları kırılabılır.


* Yeni doğmuş bir mavi balina ortalama 1800 kilodur.


* O küçük bal arılarının bize biraz bal yapabilmek için çektigi zahmeti biliyor musunuz? Bir kaşık bal yapabilmek için çiceklere 4000 kere gidip geliyorlar.


* Yeni doğan bir kanguru o kadar küçüktür ki. Yaklaşık yüzük parmağımız kadardır.


* Genelde hepimizin beyazlığına , güzelliğine bayıldığımzı kugular aslında göründükleri kadar uslu değiller. Bir kanat darbesiyle bir insanın kolunu kırabilirler.


* Balıklar ve sürüngenler dış döllenme yaparlar. Dış döllenme de mesela bir balık , bir defa da binlerce hatta milyonlarca yumurta bırakabilirler. Yalnız çevre şartları yüzünden bunlardan o kadar azı hayata gözlerini açabilir ki . Mesela morina adıyla bilinen bir balık bir kerede 4-4.5 milyon yumurta bırakır . Yaklaşık 3-4 tanesi yumurtadan çıkıp suyla tanışır.


* Aslan günde ortalama 19 saat uyur .


* İlk hayvanat bahçesi bundan binlerce yıl önce Çin'de açıldı.


* İnsanin tek tel saci 85-90 gr ağırlığı kopmadan taşır.


* Kanımızın vücudumuzu dolaşmasi yalnızca 22-23 saniye sürüyor.


* Dünyanın en gürültülü kuşu "Ağlayan turna kuşudur". Bağırışlarını kilometrelerce çteden duyabilirsiniz.


* Denizatını erkeğinin doğum yaptığını biliyor muydunuz ?


* Hiç düşündünüz mü neden agaçlar meyve oluşturuyor. Sadece bizim için mi acaba? Evet bu da var ama asil amaçlari yavruları olan tohumlarını korumak.


* Deniz hıyarı tehlikede olduğunu hissettiği anda beyaz ve yapışkan bir madde salgılar .


* Hem yararlı hem de zararlı kelebeklerin oldugunu biliyor musunuz?* Güve zararlı ipek böceği ise yararlı kelebektir .





PRATİK BİLGİLER


1) Çoraplarınızı çamaşır makinesine koymadan önce çengelli iğne ile birbirlerine tutturursanız kaybolmadıklarını göreceksiniz.

2) Kadife ve ipekli elbiselerinizi buharlı bir banyoya asın. Buhar onların tüm kırışıklıklarını alacaktır.

3) Gözlüğünüzün vidası çok çabuk çıkıyorsa vidayı takmadan önce, vidanın girecegi deliğe renksiz oje damlatın.Vidayi öyle takın.

4) Satın aldiğınız ayakkabılar ayağınızı sıkıyor ise onları bir kaç dakika buhara tutun. Makasınızı bilemek istiyorsaniz, zımpara kağıdı kesin.

5) Halıdaki sigara yanıklarından, yanık yerler üzerinde zımpara kağıdı ile dairesel hareketler yaparak kurtulabilirsiniz.

6) Mobilyaların yerlerini değistirdiginizde halılarin üzerinde iz bırakır. Bu izleri yok etmek için izlerin üzerine bir parça buz koyun ve erimesini bekleyin. Daha sonra üzerinde elektrik süpürgesini gezdirin. İzden eser kalmadığını göreceksiniz.

7) Evinizde hayvan besliyorsanız ve bunların tüyleri koltuklarınza, kanepelerinize bulaşıyorsa elinize yapışkan bir bant sarın ve tüylü olan yerlerde gezdirin.

8) Fermuarlı giyeceklerinizi çamaşır makinesine koymadan önce kapalı olup olmadığını kontrol edin.Açıksa zedelenebilirler.

9) Yeni yıkanmış nemli halinizin üzerine mobilyalarınızı koymadan önce ayaklarının altına biraz alüminyum folyo koyun. Böylece izlerin çıkmasına engel olacaksınız.

10) Üst üste koydugunuz bardaklar yapışıp çıkmıyorsa bir legenin içerisine koyun.Üstteki bardağın içerisine buz koyup legenin içerisine yavaş yavaş sıcak su koyun. Bardaklarin kolayca çiktigini göreceksiniz.

11) Tahta salata kaplarınızı suyun içerisinde bekletirseniz çatlarlar. Bunu önlemek için kullandıktan sonra bekletmeden yıkayıp, kurulayın. Böylece tahtaların bozulmalarını önlemiş olursunuz.

12) Çocuğunuz için bir parti vereceginiz zaman süslü bardakları şu şekilde yapabilirsiniz. Bardakların ağzını önce yumurta akına batırın.Daha sonra renkli pasta şekerinin içerisine batırıp kurumasını bekleyin.

13) Satın aldıgınız plastik ve cam eşyalarin üzerine yapistirilan etiketlerden kurtulmak için etiketin üzerine yemeklik margarin sürün ve 15 dakika bekletin. Bir bez ile ovalayıp yıkayın. Üzerinde hiç bir leke ve çizilme oluşmayacaktır.

14) Çekmecelerinizin rayları takılıpp kolayca kapanıp açılmıyorsa biraz sabun sürün. Rahatça açılıp kapandığını göreceksiniz.

15) Radyatörlerinizin arkasına alüminyum folyo yapıştırırsanız, sıcaklığın duvardan disari degil odanin içerisine yansimasini saglamis olursunuz.

16) Ütü yapmayı kolaylaştırmak ve süreyi azaltmak için ütü masasının kılıfının altına alüminyum folyo koyun. Sicagi geri yansitacagindan ütü yapmak daha kolay olacaktir.

17) Bez pabuçlarin temizlenmesi sorun oluyor ise pabuçlari bir yastik kilifinin içerisine koyun. Kılıfının ağzını kapayın ve çamaşır makinesinde yıkayın. Yeni gibi olacaklardır.

18) Buz kalıplarınızı su ile doldurmadan önce bölmelere portakal, limon ve dilediginiz meyve parçacıkları yerleştirirseniz dekoratif buzlar elde etmiş olursunuz.

19) Sağlıklı dişlere sahip olmak istiyorsanız günde iki kez 150 gr yağsız peynir tüketin. Peynirdeki kalsiyum diyetini kuvvetlendirir, dişleri sağlamlastırır.

20) Eger ayaklarınız çok ısıinıp şişiyorsa onları saatlerce sıcak suda bekletmeyin, aksine kolonya ile ovalayın. Bilekleriniz ve ayaklarınız şismeyecektir.

21) Eger ayaklariniz çok hassas ise, sıcak havalarda şikayetleriniz artıyorsa, her sabah bir kaç damla zeytinyagı ile ovalayın.

22) Eger cildiniz kuru ise bir muzu ezin, içerisine bir çay kasığı bal veya badem yagi karışıtırıp yüzünüze sürün. Bir kaç dakika bekleyip ilik su ile yikayın.

23) Pamuklu giysilerinizin çekmemesi için ilk yıkamada bir gece soguk suyun içerisinde bekletin, sonra yıkayın, çekmeyeceklerdir.

24) Dirsek ve topuklarınızın sertleşmesini istemiyorsanız, bir dilim limon ile ovun. Böylece yumusacık olacaklardır.

25) Duvar kagitlarini yenilemek istediginizde eski kagitlari çikartmak her zaman sorun olur. Ilik su dolu bir kaba bir miktar bulasik deterjanı dökün ve karışıma batırdıgınız sünger ile duvar kagıtlarını silin, kolayca çikacaklardır.

26) Yeni bir tava satın aldıgınızda ilk önce içinde bir miktar sirke kaynatın. Bu işlem ilerde kızartmalarinızın tavaya yapışmasını önleyecektir.

27) Büyüme çaginda yaninda sigara içilen çocuklarda kulak enfeksiyonlarina daha çok rastlandigi saptanmistir.

28) Yiyecek satin alirken mutlaka etiketlerini okuyun. Kilo verme savasinda maglup olmak istemiyorsaniz kalorilere ve yaga karsi tetikte olun.

29) Cevizle dost olun. İçindeki yağ beyin hücreleri için çok yararlıdır. Kan şekerini düşürdügü için şeker hastalarına da uzmanlar tarafindan tavsiye edilir

30) Hızlı kilo verip tekrar almak vücudunuzun zayıflamaya karşı direncini arttırır ve giderek kilo vermeniz zorlaşır. Metabolizma alt üst olur.

31) Rasgele diyet, rasgele saglık yani saglıksızlık demektir. Saglıgınızı hafife almayın ve rasgele diyet yapmayın.

32) Duvariniza çivi çakacaginiz zaman işaretlediginiz yerin üzerine çapraz bant yapışıirın. Çiviyi öyle çakın. Böylece duvarın alçısını çatlatmamış olacaksınız.

33) Bir büyük soganı rendeleyin ve orta boy bir bal kavanozuna koyup iyice karıştırın. 48 saat bekletin, şurup haline geldiginde öksürügü ve soguk alginligi olan hastaya sabah aksam bir çorba kasıği içirin. Soganin içerdigi yaglar öksürügü durduracaktır.

34) Kızartma yagını bir kaç kez kullanabilirsiniz. Kullanılır durumda olup olmadıgını anlamak için kızgın yagın içerisine bir dilim ekmek atın. Ekmekte kara lekeler oluşmuyorsa kullanabilirsiniz.

35) Cevizlerin kabuklarini kolayca açabilmek için onları bir gece tuzlu suyun içerisinde bekletin. Böylece içleri de dagılmayacaktır.

36) Unlarinizin böceklenmemesi için, un kavanozunun içerisine bir adet defne yapragi koyun.

37) Yumurtaların haşlanırken çatlamaması için, kaynatma suyuna bir çorba kaşıgı sirke koyun.

38) Fırında patates yapmadan önce , 10-15 dakika haşlayın ve çatal ile delin. Daha kolay pişecektir.

39) Büyük miktarda patatesiniz var ise torbanin içerisine bir adet elma koyun. 8 hafta boyunca filizlenmesini ve büzüşmesini önler.

40) Patateslerinizi kuru ve serin bir yerde saklayın.

41) Kullanılmış limon kabuklarını rendeleyip şeker ile karıştırın. Kavanozun içerisinde buzdolabında uzun bir süre saklayabilirsiniz. Böylece pasta yaparken elinizin altında hazır bulunur.

42) Kabarık bir omlet yapmak istiyorsanız, bir çorba kaşığı suyun içerisine bir çay kaşığı mısır unu karıştırın. Hazırladığınız karışımı yumurtaya ilave edin. Böylece kabarık bir omlet yapmış olacaksınız.

43) Sarımsak doğrarken bıçağa yapışmasını istemiyorsanız, kesme tahtasına biraz tuz serpiştirin.

44) Yeni bir yemek tarifi denerken, yemek kitabınızı şeffaf bir torbanın içerisine geçirirseniz, onu kirletmemiş olursunuz.

45) Eğer tencere kapağınizin tutacagğı kırıldıysa onun yerine şarap mantarı geçirebilirsiniz. Böylece hem tutacak görevi yapacak, hem de izolasyon.

46) Hazırladıgınız soslarda harıka tatlar oluşturmak için soya ve susam yağı kullanabilirsiniz. Ancak bu yağların yüksek ısıda pişirilmesi doğru degildir

47) Pasta yaparken katı yag kullanacaksanız onu rendenin kalın tarafı ile rendelemeyi deneyin. Küçük parçalar haline gelen margarin daha kolay işlenir

48) Sarımsaklarınızı her zaman elinizin altında hazır bulundurmak istiyorsaniz kabuklarını soyduktan sonra bir kavanoza doldurup üzerine zeytinyağı koyup muhafaza edebilirsiniz. Ayrica bu yağ yemeklerinize, salatalarınıza ayrı bir lezzet katacaktır.

49) Peyniri kolay rendelemek için, 15 dakika buzlukta bekletin

50) Bisküvileriniz yumuşamışsa onları birkaç dakika fırınlayın.

51) Bakır eşyalarınızın parlamasını istiyorsanız, onları sirke ya da limon ve tuz ile ovun

52) Ahşap eşyalarınızı temizlemek için sirke ve zeytinyağı (bir kaç damla)karışımı hazırlayın. Eşyalarınız hem temizlenecek hem de parlayacaktır

53) Çekmeceleri içini boşaltmadan temizlemek istiyorsaniz, elektrik süpürgesinin ucuna ince bir çorap geçirin.

54) Elbisenize sakız yapışırsa, naylon torbanın içerisinde buzluğa koyun. Bir saat bekletin ve çıkartın. Kolayca çıkacaktır.

55) Halıya sakız yapışırsa üzerinde buz torbasi gezdirin.

56) Eger galeta ununuz bittiyse ve ekmeginiz de yoksa mikser ya da blenderden geçireceginiz kornfleksler ayni islemi görecektir.

57) Fırında tavuk kızartacagınız zaman üzerine koydugunuz baharatlardan içine de koyun. Böylece daha lezzetli olur.

58) Sert etlerinizi eşit miktarda sirke ve sıvı yağ içerisinde bekletin. Yumuşadığını göreceksiniz.

59) Domates salçanız çok ekşi ise içerisine bir havuç rendeleyin. Havuç, salçanızı (sosunuzu) tatlandıracaktır.

60) Mantarların daha lezzetli olması için pişirmeden önce üzerlerine biraz tuz ve limon suyu koyun, 5 dakika bekletin. Daha sonra pişirin.

61) Fırın torbasında tavuk pişirirken; malzemeleri doldurdugunuz fırın torbasının üzerine bir kaç delik açın. Böylece daha çabuk ve iyi pişer.

62) Ayrıca fırın torbasının içerisine bir kaç diş sarımsak koyarsanız lezzetine doyum olmaz.

63) Fırında tavuk kızartacagınız zaman bir limonu ikiye bölün, yarısını tavugun üzerine bastırarak iyice sürün. Diger yarısını ise tavugun içerisine yerlestirin.Tavugunuz nar gibi kizaracaktir.

64) 2 Çorba kaşığı yogurdu, sulandırılmış 1 çorba kaşığı salçayı ve birazda zeytinyağını derin bir kabin içerisinde karışıtırın. Fırına koymadan önce tavugun her tarafına sürün. Çok daha lezzetli olacaktır.

65) Satin aldığınız havucun yapraklarını atmayın, salatalarınızda kullanin. Çünkü bu yapraklarda kemik erimesini önleyen kalsiyum bol miktarda bulunur.

66) C vitamini ısı ile çok çabuk kaybolur. Bunun için C vitamini içeren sebze ve meyveleri fazla bekletmeden taze olarak tüketin.

67) Hazırladiginiz kekin ortasına malzeme koyacağınız zaman bıçak ile kesmenize gerek yok. Dikiş ipligini kekin etrafına gerip dikkatlice çektiginiz zaman düzgün bir şekilde kesildigini göreceksiniz.

68) Hazırladığınız kekin, fırında pişirirken çökmemesi için hamuru kalıbı ile birlikte fırına koymadan önce 20 dakika kadar dinlendirin.

69) Satın aldığınız kültür mantarlarını kese kagıdında agzı kapalı olarak buzdolabının sebze bölümünde saklıya bilirsiniz. En az 2-3 gün tazeliklerini kaybetmezler. Mantarları hiç bir zaman plastik torbada muhafaza etmeyin çünkü yapış yapış olurlar.

70) Tencerede kalan soslu makarnayı ısıtmak çogu kişiye zor gelir. Çünkü tencerenin dibi tutar yada alt tarafı ısınır üzeri soğuk kalır. Makarna kabını kaynar su dolu tencerenin içerisine koyun (benmari usulü) bir süre ocak üzerinde bekletin. Böylece makarnanız kolayca ısınacaktır.

71) Yumurta yüksek ısıda sülfürik asit çıkaran bir besin oldugu için on dakikadan fazla haşlamayın.

72) Hamur açarken merdane yerine içi buz gibi su dolu bir şişeyi deneyin. Hamurunuzun daha kolay açıldığını göreceksiniz.

73) Pişirdiginiz sebzelerin renklerini kaybetmemesi için bir kesme şeker yada limon suyu koyun.

74) Hazırladığınız omletin tavaya yapışmaması için, önce tavayi ocaga koyup iyice ısıtınn sonra yağı döküp kızdırın. Daha sonra karışımı tavaya alın ve ocağın altını kısın.

75) Kesilmiş ve açık havada kalmış sogan zararlıdır. Kullanmadığınız sogan parçalarını saklamayın.

76) Kavanozdaki hardal kurumaya başladıysa içerisine birkaç damla limon suyu

77) yada sirke ile toz şeker ilave edin iyice karıştırın

78) Çok miktarda alkollü ve alkolsüz kokteyller hazırladığınızda onlardan bir miktarını buz kaplarına yerlestirin. Kokteyllerin içerisine bunlari kullanin Böylece sulanip tatlarini kaybetmeyeceklerdir

79) Uzun süre saklanan kuru soganlar filizlenmeye baslar ve tazeligini yitirerek çürür. Kuru soganlari kese kagıdına sardıktan sonra buzdolabının sebze bölümünde muhafaza ederseniz çürüyüp bozulmasını önlemiş olursunuz.

80) Katı yumurtayı parçalamadan kesmek için kullanacaginiz bıçağı önceden sıcak suyun içerisine koyup ıslatın ve kesin. Dagılmayacaklardır.

81) Akşamdan artan pirinç pilavını ısıtıp yemeği sevmiyorsanız, onu çorbalariınızda degerlendirebilirsiniz.

82) Kızarttıgınız tavugun tekrar ısıttığınızda lezzetini kaybetmesini istemiyorsaniz tavuk parçalarını bir süzgece koyun. Tencerenin içerisinde su kaynatın ve süzgeci üzerine oturtun. Buharda ısıtılan tavuk lezzetinde hiçbir sey kaybetmeyecektir.

83) Makarnanız soguk suyun altından geçirmeniz gereken yegane zaman onu soguk olarak servis yapacaginiz zamandır. Yada üzerine kaynar bir sos döküp anında servis yapacaginiz zamandır. O zaman pişirme sürecini durdurmak için soguk suyun altında gezdirin ve suyunu iyice süzün.

84) Satın aldığınızz kaşar peynirini uzun süre saklamak istiyorsaniz onu küçük porsiyonlara ayırın ve buzlukta dondurun. İstediginiz kadarını çözülmesini bekleyip kullanabilirsiniz.

85) Maydanozu yemeklerinize ateşten almadan bir kaç dakika önce ilave edin.Çünkü pişmiş maydanoz acımtırak bir tat alır ve vitamini kaybolur.

86) Kırmızı et ile hazırladığınız yemeklerin daha lezzetli olmasını istiyorsaniz etin üzerine bir miktar biberiye serpin, kemik uçlarına sarımsak sürün. Daha sonra az yag ile fırınnda kızartın.

87) Satın aldığıız kahveyi taze saklamak istiyorsanız cam kavanoza boşaltıp içine iki adet kesme şeker atın. Agzını sıkıca kapatın. Kahvenin taze kaldığını göreceksiniz

88) Limondan daha fazla su elde etmek istiyorsanız, limonu yıkayıp kuruladiktan sonra çatal ile bir kez delin, sonra suyunu sıkın.

89) Satın aldığınız kiviler çok sert ve ham ise bir gece boyunca plastik bir torba içerisinde elma ve armut ile saklayın.

90) Patates pürenize degişik bir koku vermek istiyorsanız içine bir miktar hindistan cevizi atın. Tadının çok degiştigini göreceksiniz.

91) Yaptığınız böregin kıvamında pişmesini istiyorsaniz fırına koymadan önce birkaç saat buzdolabında bekletin. Böylece çok daha lezzetli olacaktır.

92) Kahvaltı yada çay saati için hazırladıgınız hamur kızartmalarının daha lezzetli olmasını istiyorsanız, hamura eklediğiniz kabartma tozuna biraz toz şeker katın.

93) Elma formunuzu korumak için ideal bir iştah kesicidir. Ayrıca sabah aç karnına yendiğinde bağırsakları çalıştırır.

94) Bir adet kivide, bir portakalda olan C vitaminin iki katı vardır.

95) Yogurttan daha fazla yararlanmak istiyorsanız suyunu atmayın. Yogurdun tüm mineral ve vitaminleri bu suyun içinde bulunmaktadır.

96) Evinizde mayonez hazırlarken bir kez de zeytinyağı yerine susam yağını deneyin. Mayonezinizin daha lezzetli oldugunu göreceksiniz.

97) Yemeğinizin yağı fazla kaçtı ise içine bir kaç küp buz atarak yağlarin buzun üzerine toplanmasını sağlayabilirsiniz.

98) Patlican kabuklarini soyduktan sonra içine sirke ve çok az zeytinyağı konmus suda çok az haşlayın. Daha sonra istediğiniz küçükte doğrayın ve pilav yaparken içine katın. Pilavınız daha lezzetli olacaktır.

99) Dondurdugunuz sebzelerin uzun bir süre tazeliklerini korumalarını istiyorsanız dondurmadan önce kaynayan su içerisine batirarak 2-3 dakika şok haşlama yapın, ardından hemen soğuk suya tutun. Sulari iyice süzüldükten sonra naylon torbalara doldurup havasını alın ve dondurun.

100) Kök ve yaprakları beraber yenilen sebzeler pisirilirken önce kökleri ince ince doğranıp tencereye konulmalı. Yaprakları ise daha sonra ilave edilmeli. Böylece besin degerleri kaybolmayacaktır.

101) Evde pasta yaparken kullandığınız meyve şekerlemelerinin dibe çökmesini istemiyorsanız hazırladıgınız hamura bir miktar mısır unu ilave edin.

102) Meyveler pişerken suları yoğunlaşır ve dibe çökmezler.

103) Kek kalıbınızın içine hamurunuzu dökmeden önce ortasına bir şerit alüminyum folyo koyun. Böylece kekinizi pişirdikten sonra kolayca çıkartabilirsiniz.

104) Satın aldığınız balığı hemen pişirmeyecekseniz, parçalara ayrılmış olarak almayın. Temizlenmiş, bütün olarak alın. Çünkü derisiz et zararlı bakterilere karşı daha açık ve duyarlıdır.

105) Naftalin kokusundan hoşlanmıyorsanız, dolapların içine limon kabuğu ve karanfil taneleri koyun. Böylece hem güve gelmeyecek hem de giysileriniz güzel kokacak.

106) Lahana ve karnabahar pişirirken çıkan kokuyu önlemek istiyorsanız tencerenin kapağına bir dilim ekmek koyun.

107) Soğan, sarımsak kesmeden önce parmaklarınıza limon suyu sürerseniz , istemediğiniz kokulardan kurtulmuş olursunuz.

108) Kızartma kokularının bütün eve yayılmaması için yağın içerisine bir iki dal maydanoz atın.

109) Lambalarınızın üzerine kullanmadığınız kokularınızdan veya biraz vanilya sürerseniz, lambalarınızı yaktığınızda mis gibi koku yayılacaktır.( Fazla sürmeyin.)

110) Evinizin mis gibi kokmasını istiyorsanız, bir kaç tane karanfili az su ile kaynatın.

111) Kötü kokan spor ayakkabilarinizin içerisine biraz bikarbonat koyun ve bir gece bekletin. Sabahleyin silkeleyin. Kötü kokulardan eser kalmayacaktir.

112) Parfümü bitmiş küçük parfüm şişelerini atmaya kıyamıyorsanız onlar çamasir dolabiniza koyun. Böylece çamasirlarinizin hos kokmasini saglarsiniz.








KEDİLER GERÇEKTEN DOKUZ CANLI MIDIR ?




Kediler dokuz canlı değildir. Ancak bazı insanlar kedilerin dokuz canlı olduğuna inanırlar. Bunun nedeni kedilerin, insanların ya da başka hayvanların yaralanabileceği kazalardan az yaralanarak kurtulmasıdır.Kedilerin bazı özellikleri, bu tip kazalarda daha ender olarak yaralanmalarını sağlar. Örneğin, çok esnek yapılı olmaları nedeniyle yüksek bir yerden baş aşağı düşerken kendilerini kolayca çevirirler. Böylece ayaklarının üstünde yere düşerler. Bu şekilde yere düştüklerinde zarar görme olasılıkları daha düşüktür.
Ancak bu durum, kedilerin yüksek bir yerden düştüklerinde hiç zarar görmeyecekleri anlamına gelmez.

Ek Bilgi :

Kediler yüksek bir yerden atıldığında sırtüstü atıldığında hemen kuyruğunun yardımıyla ayaklarının üzerine düşecek şekilde dönerler. Bir kedi 100 m den atıldığında 4 ayağını paraşüt gibi açar ve zararsız yere düşer. 100 metreden düşüş ile 32.kattan düşüş arasında hiç bir fark yoktur. Ama 7.kattan atılan kedi frenleme sistemine geçemeden düştüğü için zarar görür öle bilir.








HAYVANLAR NEDEN KIŞ UYKUSUNA YATARLAR ?


Kış mevsimi yaklaştıkça, hava soğur, günler kısalır, yapraklar renk değiştirir ve yere düşerler, kar toprağın üzerini kaplar. İnsanlar sıcak alışveriş merkezlerinde ihtiyaçlarını alıp, sıcak arabalarında, sıcak evlerine gelirler. Üzerlerine kazaklar, hırkalar giyerler. İyi de, tabiatta doğal ortamda yaşayan hayvanlar kışı nasıl geçirir, hiç düşündünüz mü?

Bir kısmı daha ılıman yerlere göçerler. Bu konuda kuşlar ve balıklar avantajlıdır. Bazıları kendilerini kışa adapte ederler, daha kalın yeni tüyler çıkarırlar. Hatta bazı tavşan türlerinde karda saklanabilmek için tüyler beyazlaşır. Bazıları yiyeceklerini önceden depoladıkları bir sığınak bulurlar. Bazıları da toprakta derin tüneller açarlar ama bazıları için de kış mevsimini uyuyarak geçirmekten başka çare yoktur.

Genellikle ayıların kış uykusuna yattıkları bilinir ama bu doğru değildir. Gerçi ayılar kışın mağaralarda uzun uzun uyurlar ama bu kış uykusu değildir. Daha doğrusu kış uykusu bir çeşit uyku değildir. Normal canlılarda uyanıkken ve uyku halindeyken, vücut ısısında ve metabolizmanın çalışmasında ciddi bir fark yoktur. Oysa kış uykusu, hayvanların hayat ile ölümü ayıran çizgiye kadar gelmeleri şeklinde tanımlanabilir.



Bazı hayvanların kış uykusuna yatmalarının iki sebebi vardır: Havanın çok soğuması ve yiyecek bulma güçlüğü. Soğuk havada yaşayabilmek için hayvanların daha çok enerjiye ihtiyaç duymalarına rağmen karlı kış günlerinde yiyecek bulma imkanı azalır. Kış uykusu bu zor mevsimde hayvanın enerji ihtiyacını azaltır, enerji tasarrufu sağlar.

Kış uykusu bildiğimiz şekilde uyumak değildir. Buna bilim dilinde 'hibernasyon' diyorlar. Vücut ısısının ortam sıcaklığına düştüğü bu durumu birçok balık türünde, kurbağalarda, sürüngenlerde, kuşlarda ve memelilerde görebiliyoruz.

Hakiki anlamda kış uykusuna yatan bir hayvanı (hibernatör) gördüğünüzde, ölmüş olduğunu sanabilirsiniz. Vücut ısıları sıfır dereceye kadar düşebilir. Bir dakika içinde sadece birkaç kez nefes alırlar, kalp atış hızı o kadar düşüktür ki, hissedilmez bile. Havalar ısındığında ise vücudun normal düzene geçmesi sadece birkaç saat alır.

Kış uykusuna yatan hayvanlar, uyku süresince kendi vücutlarındaki yağı tükettikleri gibi ara ara uyanarak bulundukları yere yazdan stok ettikleri yiyeceği yiyenler de vardır.
Kış uykusu sırasında hayvanlar vücut ağırlıklarının yüzde kırkına yakınım kaybederler. Bu kaybın yüzde 90'ma periyodik olarak uyanmalardaki ısı üretimi ve enerji kaybı sebep olurken geri kalan yüzde 10 kayıp ise uyku sırasında olur. Kış uykusu kış boyunca sürmez. Hayvanlar havaların soğumaya başlaması ile birkaç günlük bir uyku periyoduna girerler. Kış mevsiminin şartlan ağırlaştıkça bu periyotlar uzar.







YILDIZLARIN KAYMASININ NEDENi NEDİR ?



Bu sırada içinizden bir dilek tutup, bu dileğin gerçekleşmesi için de gördüğünüzden kimseye bahsetmemişsinizdir herhalde. Çünkü insanlar arasında, bir yıldız kaydığında, o yıldızın öleceği ve ölmeden önce dilek dileyenin arzusunu yerine getireceği inanışı yaygındır.

Halk arasında yıldız kayması diye tanımlanan bu olayın aslında yıldızlarla hiç bir ilgisi yoktur. Yıldızlar dünyadan milyarlarca kilometre ötedeki uzak güneşlerdir. Güneş sistemimizin içinde Güneş ve gezegenlerin çekim kuvvetleri arasında bir oraya bir buraya gezinen sayısız göktaşı vardır.

Bunlardan Dünya’nın yakınından geçerken çekim alanına girenler, hızla atmosfere dalarlar. Sürtünmeden dolayı ısınırlar, yanarlar ve arkalarında parlak, çizgi gibi bir iz bırakırlar. Sonunda tamamına yakını, düşüşün son anında görülen parlamayı takiben yok olurlar.

Yer atmosferine her yıl toplamı 15 bin ton olan 200 bin kadar göktaşı düştüğü kabul ediliyor. Bu hesaba göre yerin kütlesi 4,5 milyar yıllık ömrü içinde gelen göktaşları sayesinde epeyce artmış olması gerekiyor. Dünya’ya düşen göktaşlarının incelenmeleri sonucu içlerinde dünyada var olmayan yeni bir elemente rastlanmamıştır.

Atmosfere girdiklerinde yanan ve çoğunlukla yok olan göktaşlarına “meteor” denilirken bunlardan yere ulaşmayı başaranlara da “meteorit” deniliyor. Dünyamızın büyük bir kısmı okyanuslarla kaplı olduğundan yere ulaşabilen göktaşlarının çoğu da buralara düşerler. Ancak Dünya’nın bir çok yerinde de karalar üzerinde meteoritlerin yol açtığı izler ve çukurlar vardır.

Ülkemizde rastlanan en büyük göktaşı 25 kilogram olup Domaniç yaylasında bulunmuştur. Dünyada bilinen göktaşlarının en büyüğü ise güneybatı Afrika’da Grootfentein’de bulunan göktaşıdır ve kütlesi 80 ton kadardır.







GARİP AMA GERÇEK


1560 yılında,fransız Jean Nicot tütünü şifa verici bir bitki olarak fransaya getirdi.Tütün Fransadan Almanyaya oradan da bütün dünyaya dağıldı.Jean Nicot'un ününden dolayı sigaradaki bağımlılık yapan zehire nikotin adı verildi.






ALKOLÜN ZARARLARI



Trafik kazalarının %70 inin sebebi alkoldür.
Özenti ve merak nedeni ile alkole başlayanların oranı %48 dir.
Türkiyedeki cinayetlerin %88 i alkol yüzünden işlenmektedir.
Akıl hastalıklarının %50 si alkol kaynaklıdır.





GÖKYÜZÜ NEDEN MAVİDİR ?


Gökyüzünün mavi görünmesinin (dikkat! olmasının değil görünmesinin! çünkü normalde atmosferimiz daha doğrusu hava renksiz bir gazdır!) tek sebebi kırılma hadisesidir.



Güneş ışınları atmosfere girdiğinde atmosferdeki gaz moleküllerine ve toz parçacıklarına çarparak saçılır. Gün ışığı değişik dalga boylu birçok ışından oluşur En kısa dalga boylu mavi ışınlar atmosferin üst tabakalarındaki küçük parçacılar tarafından hemen saçılırlar.Fakat kırmız
ışık (ki en büyük dalga boylu ışıktır!) saçılmak için daha büyük parçacıklara çarpmak zorundadır.

Gökyüzü açık olduğunda, mavi ışık diğer ışıklara oranla en fazla saçılan ışıktır. Bu yüzden de gökyüzü mavi görünür. Mesela gökyüzü yoğun bulutlarla veya dumanla dolu olduğunda, tüm ışınlar nerede ise aynı oranda saçılır. Bu da gökyüzünün gri renkte görünmesine sebep olur

Gün batımında veya doğumunda ise güneş ışınları atmosfere eğik girdikleri için daha fazla yol katetmek zorunda kalırlar. Bu yüzden daha çok ışın ve renk saçılır ve o posterlere konu olan, şahane gün doğumu ve batımını gözlemleyebiliriz. Çok az saçılmış olan kırmızı ışık ise güneşe ve ufuğa kızıl veya portakal görüntü verir






PARMAK ÇITLATMAK ZARARLI MIDIR ?





Bazı insanlar her iki elinin parmaklarını birbirine geçirerek ve onları gererek ses çıkartırlar, yani çıtlatırlar. Çoğumuz buradan gelen sesin kemiklerden geldiğini sanırız. En çok ve kolaylıkla çıtlattığımız yerler vücudumuzda en çok bulunan sürtünmeli eklem yerleridir.

Bu tip eklem yerlerinde, meselâ, parmaklarınızda, iki kemiğin birleştiği yerde bir bağlantı kapsülü vardır. Bu kapsülün içinde, kemiklerin hareketleri sırasında, buraları yağlayan bir sıvı vardır. Bu sıvının içinde erimiş halde oksijen, nitrojen ve karbondioksit gazları bulunur.

Vücudumuzda en kolay çıtlatabileceğimiz eklem yerlerimiz parmaklarımızdır. Parmaklarımız gerilince ve eklem yerlerimiz düzleşince bu kapsül de gerilir. içindeki sıvının basıncı azalır ve gaz kabarcıkları patlamaya başlar. işte kulağımıza gelen bu seslerdir. Patlayan kabarcıklar neticesinde gazlar bu sıvıyı terk eder, sıvı daha da genleşir ve eklem yerinin hareket kabiliyetini arttırır. şüphesiz ki eklem yerinin gerilmesi, bu kapsülün boyu ile sınırlıdır.

Eğer parmaklarınızı çıtlattığınız anda röntgeninide çekmiş olsanız, eklem içinde oluşan gaz kabarcıklarını görebilirsiniz. Bu olay eklem yerindeki hacmi yaklaşık yüzde 15-20 arttırır. Aynı parmağınızı arka arkaya çıtlatamazsınız. Bir süre beklemeniz gerekir, çünkü gaz kabarcıklarının sıvı içerisinde tekrar oluşması biraz zaman alır. Tüm bu açıklamalar, deneylerle ispatlanmasına rağmen, yine de bu kadar küçük gazın, bu kadar büyük bir ses çıkartabilmesinin nedeni hâlâ anlaşılmış değildir. Bu sorunun tatmin edici bir cevabı da henüz yoktur.

Ayrıca detaylı çalışmalar göstermiştir ki, çıtırdama sırasında iki ayrı ses duyulmaktadır. Birincisinin gaz kabarcıklarının patlaması olduğu biliniyor.ikinci sesin ise kapsülün uzama sınırına vardığında çıktığı sanılıyor.

Parmaklarımızı çıtlatmak vücudumuz için zararlı mıdır?

Sürekli olarak bunu yapanlarda ve bunu alışkanlık haline getirenlerde, eklemler etrafındaki yumuşak doku zarar görmekte, parmaklar şişmekte, dolayısı ile elin kavrama gücü azalmaktadır kısaca zararlıdır ve ilerleyen yaşlarda el titremelerine sebep olmaktadır.





SİVRİSİNEKLER İNSANI NEDEN SOKAR ?



Dünyada yaklaşık üç bin sivrisinek türü olduğu bilinmektedir. Bunların çoğu insana saldırmaz. Zaten aksi olsaydı dünyanın her yerinde bulunabilen bu yaratıklar ormanda, dağda, insan bulunmayan yerlerde yaşamlarını devam ettiremezlerdi.

İnsanların kanlarını emerek yaşayan sivrisinek türlerinin yalnız dişileri kan emer. Dişiler de insanların kanlarını kendi yumurtalarını üretebilmek için protein sağlayabilmek amacıyla emerler. Birçok cinste dişi sivrisinekler en azından ilk yumurtalarını kana ihtiyaç duymadan üretebilirler, fakat sonraki yumurtaları için kana ihtiyaçları vardır. Bulabildikleri her canlının kanını emerler, hatta deniz yüzeyine gelen balıklar bile ellerinden kurtulamaz.

Erkekler çiçek özleri ile beslenirler. Yumurta üretme gibi bir dertleri olmadığından insanları sokmazlar.

Dişi sivrisinekler avlarının yerlerini duyargaları ve üç çift bacaklarındaki alıcılarla bulurlar. Alıcılar ile nem, ter ve ısı özelliklerini saptarlar. Sivrisineğin duyargaları bir santigradın binde biri kadar sıcaklık değişimlerini algılayabilecek kadar hassastır. Dişi sivrisinekler insanın nefes verirken çıkardığı karbondioksit bulutu içinde, ileri geri hareketler yaparak bu bilgileri değerlendirirler, avın yararlı olacağına karar verirlerse eyleme geçerler. Bazılarının ?sivrisinek bana dokunmaz? demelerinin esas nedeni ter ve nefes kokularının, sivrisinek için cazip ve özendirici olmamasıdır.

Sivrisinek sanıldığı gibi içi delik ve sivri uçlu bir boruyu deriye sokarak kanı emmez. Sivrisinekte ağzın altındaki kesede iki tüp, iki de neşter olarak kullandığı testere ağızlı bıçak vardır. Önce bıçaklarla deride delik açar, sonra tüplerden biri ile tükürüklerini bu deliğin içine akıtır.

Bu tükürük insan kanının pıhtılaşmasını önler, böylece ikinci tüpü sokarak, sıvı kanı size fark ettirmeden kolayca emer. Eğer bir dakika içinde hala fark etmediyseniz, deposu kanınızla dolu olarak, kafayı bulmuş şekilde derinizden ayrılır.

Sivrisinekleri tahrik eden şey nefesinizdeki karbondioksit oranı ile derinizdeki ısı ve nem oranı olduğundan, özellikle geceleri sivrisinek hücumlarını geçiştirebilmek için, çok sık nefes alışverişi gerektirecek fiziksel hareketler yapmamanız, teninizi serin ve kuru tutmanız gerektiğini unutmayın.



DÜNYADAN İLGİNÇ GERÇEKLER


*Bir Japon kadını ortalama 84 yıl, bir Botswanalı kadın sadece 39 yıl yaşıyor.

*Dünyadaki obez nüfusun üçte biri, gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor.

*ABD ve İngiltere, gelişmiş ülkeler arasında en yüksek erken hamilelik oranına sahip.

*Çin'de 44 milyon kadın kayıp.

*Brezilya'daki Avon kadınlarının sayısı, asker sayısından fazla.

*2002′de idamların yüzde 81′i ABD, Çin ve İran'da gerçekleşti.

*İngiliz süpermarketleri, müşterileri hakkında hükümetten daha fazla bilgiye sahip.

*AB'deki her inek için verilen günlük 2.50 dolarlık sübvansiyon, Afrika'nın yüzde 75′inin günlük geçiminden daha fazla.

*70′in üzerindeki ülkede aynı cinsten iki kişinin ilişkisi yasak,
9′unda ise cezası ölüm.

*Dünya nüfusunun beşte biri, günlük 1 dolarında altında gelirle yaşıyor.

*Rusya'da yılda 12 binin üzerinde kadın aile içi şiddet sonucunda hayatını kaybediyor.

*1 yılda 13.2 milyon Amerikalı, estetik ameliyat yaptırdı.

*Kara mayınları nedeniyle saatte bir insan ölüyor ve sakat kalıyor.

*Hindistan?da 44 milyon çocuk işçi var.

*Sanayileşmiş ülkelerde insanlar, günde 6-7 kg katkı maddesi yiyor.

*Dünyanın en çok kazanan sporcusu golfçu Tiger Woods, yılda 78 milyon dolar, yani saniyede 148 dolar kazanıyor.

*Amerikalı 7 milyon kadın, 1 milyon erkek yeme bozukluğu çekiyor.

*15 yaşındaki İngilizlerin yarısı uyuşturucu kullanmış, dörtte biri sigara içiyor.

*Washington?daki lobi endüstrisinde 67 bin kişi, her seçilmiş kongre üyesi için 125 kişi çalışıyor.

*Motorlu araçlar dakikada 2 insanı öldürüyor.

*1977′den bu yana ABD'deki kürtaj kliniklerinde 80 bin şiddet ve taciz vakası yaşandı.

*Mc Donalds'ın altın kemerini tanıyanların sayısı, Hıristiyan tacını tanıyanlardan fazla.

*Kenya'da bir ailenin gelirinin üçte biri rüşvete gidiyor.

*Dünyadaki yasadışı uyuşturucu pazarı 400 milyar dolar.

*Amerikalıların üçte biri, uzaylıların geldiğine inanıyor.

*150′den fazla ülkede işkence var.

*Her gün dünya nüfusunun yedide biri, yani 800 milyon insan aç kalıyor.

*Amerikalı siyah erkeklerin hapse girme ihtimali, yüzde 33.

*Dünyanın üçte biri savaş halinde.

*Petrol rezervleri 2040′da tükenebilir.

*Sigara içenlerin yüzde 82'si gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor.

*Dünya nüfusunun yüzde 70′i, bugüne dek hiç çevir sesi duymadı.

*Silahlı çatışmaların dörtte biri, doğal kaynakları ele geçirmek için yaşanıyor.

*Afrika'da 30 milyon kişi AIDS.

*Her yıl 10 dil ölüyor.

*İntiharla ölenlerin sayısı, çatışmalarda ölenlerden fazla.

*ABD'de her hafta ortalama 88 öğrenci sınıfa silah getiriyor.

*Dünyada en az 300 bin düşünce suçlusu var.

*Her yıl 2 milyon genç kız ve kadın sünnet ediliyor.

*Silahlı çatışmalarda 300 bin çocuk asker savaşıyor.

*İngiltere'de 2001 seçimlerinde 26 milyon kişi, Pop Idol?un ilk
sezonunda 32 milyon kişi oy kullandı.

*ABD, pornografiye yılda 10 milyar dolar harcıyor.

*ABD, "haydut devlet" diye ilan ettiği 7 ülkeden 33 kat daha fazla askeri harcama yapıyor.

*Dünyada 27 milyon köle var.

*Amerikalılar çöpe saatte 2.5 milyon plastik şişe atıyor, yani her üç haftada bir Ay?a ulaşmaya yetecek uzunlukta şişe birikiyor.

*Sıradan bir İngiliz, günde yaklaşık 300 defa kameraya yakalanıyor.

*Her yıl 120 bin kadın veya genç kız, Batı Avrupa'ya satılıyor.

*Yeni Zelanda'dan İngiltere'ye uçakla getirilen bir tane kivi,
atmosfere kendi ağırlığının 5 katı sera gazı salıyor.

*ABD'nin, BM'ye 1 milyar dolardan fazla borcu var.

*Yoksul aile çocuklarının psikolojik sorun yaşama ihtimali, zengin
aile çocuklarına göre 3 kat daha fazla.





ERKEK VE KADININ VÜCUT FARKLARI






İki cinsin de vücut ve organ yapılarıyla ilgili gerçekleştirilen bir araştırma ilginç sonuçlar ortaya koydu. Buna göre, kadınlara göre daha "su"lu ve "kan"lı olan erkek, boyda, kiloda ve el uzunluğunda karşı cinse fark atarken, kadına oranla daha kısa yaşıyor.

-Erkeğin beyni yüzde 14 oranında daha ağır. Erkeğin kalbi de daha büyük ancak, yavaş atıyor. Erkeğin kalbi dakikada ortalama 72, kadının kalbi ise 80 kez çarpıyor. Erkeklerde 4.5 litre kana karşılık, kadınlarda 3.6 litre kan bulunuyor.

-Erkek vücudunun yüzde 60-70′i sudan ibaret iken, kadınlarda ise bu oran yüzde 50-60 arasında.

-Erkekler hareketsiz vaziyette, vücudun metrekaresi başına ortalama 39.5 kalori, kadınlar ise 37 kalori yakıyor. Erkek günlük 2 bin 700 kaloriye, kadın ise 2 bin kaloriye ihtiyaç duyuyor.

-Erkeklerde, kadınlarınkinin yarısı kadar yağ dokusu var. Kadınlarda yağ dokusu vücudun yüzde 27?sini, erkeklerde yüzde 15′ini oluşturuyor. Kadın vücudunda erkeklerden 3.5 kg daha fazla yağ bulunuyor.

-Erkekler, hayatları boyunca ortalama olarak kadınlardan 40 gün daha az hastalanıyor.
-Erkeklerin toplam 1.8 metrekare, kadınların 1.6 metrekare derisi var.

-Her 105 erkek çocuğa karşılık 100 kız çocuk doğuyor.

-Erkek beyni yüzde 14 oranında daha ağır. Buna karşılık kadınların iki beyin yarım küresindeki iletişim daha iyi olup, beyindeki kan dolaşımı da daha sağlıklı gerçekleşiyor.

-Erkek elinin ortalama uzunluğu 19.7 santimken, kadın eli ise 17.3 santimetre.

-Erkekler ileri yaşlara kadar, kadınlar ise menopoza kadar (yaklaşık 50 yaş civarı) dölleyebilme ve döllenebilme yeteneğine sahip.

-Kadınların yüzde 20?sinde, erkeklerin ise sadece yüzde 8′inde safra kesesi taşı oluşuyor.

-Erkekler kadınlardan daha hızlı yaşlanıyor. 55 yaşındaki bir kadın, beden gücünün yüzde 90′ına sahip. Oysa aynı yaştaki erkekte bu oran yüzde 70.

-35 yaşındaki erkeğin damar sistemi, 50 yaşındaki kadınınkine eşdeğer. Buna karşılık, kadında sadece cilt daha ince olduğu için daha erken yaşlanıp kırışıyor. Kadınlar yaşlanma olayını, psikolojik olarak erkeklerden daha güçlükle kabulleniyor.

-Erkekler, kadınlardan yüzde 50 oranında fazla kas hücresine sahip bulunuyor. Buluğ çağında erkeklerde kas hücrelerinin sayısı 20 misli, kadınlarda 10 katı artıyor. Erkek vücudunun yüzde 40′ı, kadın vücudunun yüzde 35′i kaslardan oluşuyor. Kadınlardan üçte bir oranında daha güçlü olan erkekler, bacakları daha uzun ve daha kaslı olduğu için kadınlardan daha iyi koşup daha uzağa zıplayabiliyor.

-Ortalama erkek 175 santim boyunda ve 73.5 kg ağırlığında. Göğüs çevresi 98.5 santim, beli 80.4 santim. Ortalama kadın 160 santim boyunda olup 61.2 kg?dir. Göğüs çevresi 90.1 santim olup kalça genişliği 96.5 santim ve beli de 74.3 santimdir.
-Gırtlaktaki ?Adem elması? adı verilen çıkıntı da sadece erkeklere hastır.

-KADINLAR DAHA UZUN ÖMÜRLÜ?
Erkekler dakikada ortalama 16 kez, günde de 23 bin kere soluk alıp veriyor. Kadınlar ise dakikada 20-22 kez, günde 30 bin kez kere nefes alıp veriyor. Her iki cins de 12 bin litre hava soluyor.

-Erkekler ortalama 71.5 yıl, kadınlar 78 yıl yaşıyor.

-Erkeklerde 4.5 litre, kadınlarda 3.6 litre kan bulunuyor.

-Erkeklerin 140/88 olan tansiyonu da kadınlarınkinden yüksek. Bu değer kadınlarda 130/80 şeklindedir.

-Erkeklerin omuzları daha geniş, kolları ve bacakları daha uzun, kemikleri daha ağır, eklemleri de daha büyüktür. Buna karşılık kadınların kalça kemikleri daha geniş, eklemleri de daha oynaktır.

-Kadınların ses telleri daha kısa olduğu için sesleri de daha tizdir.

-Kadınların işitme ve koklama duyuları daha güçlüdür. Buna karşılık erkekler parlak ışığa karşı daha hassastır. Erkek gözü ayrıntıları daha iyi seçer.

-Erkeklerin vücut ısısı kadınlardan daha yüksektir.

-Kadınların saçları daha sık ve telleri daha dirençlidir. Saç kökleri kafa derisinden 2 milim daha derinde olduğu için erkeğinki kadar çabuk dökülmez.

-Kadınlar daha çok antikor üretir, bu sebeple de erkeklere kıyasla bakteri ve virüs hastalıklarına daha seyrek yakalanır.

-Erkeklerin sivilce sorunu daha fazladır. Bu da daha çok testosteron üretmesinden kaynaklanır. Bu hormon yağ bezelerini uyarır ve derideki gözeneklerin tıkanmasına, dolayısıyla sivilceye sebep olur.

-Sadece her 4 AIDS hastasından biri kadındır.

-Kadınlar, deri altındaki yağ tabakasının fazlalığı sebebiyle erkeklerden daha iyi yüzer.





ZEMZEM SUYU HAKKINDA BİLİNMEYENLER






1-)Avrupa`da labaratuarlarda yapilan arastirmaya gore Zemzem suyu diger sulara gore cok daha az kükürt tasimaktadir.

2-) Yine ayni arastirmaya gore diger sulara gore cok daha besleyicidir ve cok daha fazla mineral barindirmaktadir.

3-) Kaynagi henuz bulunamamistir. Nereden geldigi su anki teknolojiye gore bile bilinemiyor.

Yakinlarinda hicbir kuyu yok ve denize de 80 km uzaklikta.Bu sartlarda suyunu denizden veya baska bir kuyudan almasi imkansiz.

Nasil oluyor da yillardir suyu bitmiyor,bunu kimse bilmiyor.

4-) Açligini gidermek için içen kisinin açligini, susuzlugunu gidermek için içenin susuzlugunu giderir.

5-) Sadece 1,5 metre derinligindeki ufacik bir kuyudan cikan su,hac mevsimi boyunca milyonlarca hacinin tum su ihtiyacini gostermemektedir.

6-) Dunya Saglik Orgutu (WHO)`nun raporlarina gore Dunya`daki en icilebilir ve saglikli sulardan biri.

7-) Amerika`da yapılan test sonuçlarına göre Dunya`da icinde mikroorganizma ve bakteri bulundurmayan TEK su zemzem suyu.

Ayrıca zemzem hiçbir zaman belden aşağı inmez ve anladığını üzere idrar yoluyla atılmaz yani sadece ter ile vücuttan atılır bunların hepsi bilimsel deneylerle kanıtlanmıştır.




UÇAKLAR ARKALARINDA NEDEN BULUT BIRAKIYORLAR ?




Bu, çocukların gökyüzüne bakarak en sık sordukları sorulardan biridir. Kim bilir kaçımız, kaçamak cevaplar vermiş, uçağın motorlarından çıkan duman olduğunu söylemiş ama aynı yükseklikte uçan her uçakta aynı şeyin olmadığını açıklayamamışızdır.

Bir bulutun oluşabilmesi için, havanın, yeryüzünden buharlaşan suyu absorbe edemeyecek, yani içine alamayacak kadar düşük sıcaklık ve basınçta olması, bir de bulutu oluşturacak su damlacıklarının etraflarında tutunabilecekleri toz parçacıklarının olması gereklidir. Yerden 10 bin metreden fazla yükseklikte uçan yolcu ve savaş uçaklarının uçtuğu bu yükseklikte normal şartlarda hava çok temizdir, hiç toz yoktur, yani bir bulutun oluşması için gereken şartlardan biri eksiktir.

Bilindiği gibi jet uçaklarının motorları, ön taraflarından havayı alarak, yakıt ile yakar ve işlev tamamlandıktan sonra, arka taraflarındaki küçük çaptaki egzozdan büyük bir basınç ile dışarı verirler. Bu motorların aldıkları hava ile birlikte giren su buharı, motorun içinde daha da koyu hale gelerek dışarıdaki çok soğuk havanın üzerine püskürtülür. Buna teknik dilde "sublime" olma olayı denir. Yani buhar halindeki suyun, sıvı hale geçmeden, doğrudan donması, buz haline geçmesidir.

Aslında uçakların arkalarında bıraktıkları bulut, insan yapısı bir buluttan başka bir şey değildir. Soğuk havada verdiğimiz nefes havada nasıl buharlaşıyorsa onun gibi bir şeydir. Deniz seviyesinde, yüksek sıcaklık ve basınçta buharlaşan suyu hava kolayca absorbe eder. Yükseklik arttıkça, hava sıcaklığı ve basınç düştükçe, hava artık su buharını içine alamaz hale gelir. Ancak bulutun oluşması için bir üçüncü şart daha vardı, yani toz parçacıkları.
İşte burada toz parçacıklarının görevini, uçağın motorlarından egzost olarak çıkan yakıt parçacıkları yerine getirir. Bu sayede bir bulutun oluşması için üç şart da yerine getirilmiş olur ve motorların gerisinde uzun, ince bir bulut oluşur.

Esasında alçak irtifada uçan uçaklarda da aynı şey oluşur, motorlardan su buharı salınır ama düşük ısı, nem miktarı, rüzgar yönü gibi etkenler tam oluşmadığı için uçakların arkasında beyaz bulut oluşmaz. İlave edelim ki, bu olayda uçağın ve motorlarının cinsi ve kapasitesinin hiçbir etkisi yoktur.






İLGİNÇ ADETLER

18.02.2012


Rus Özellikleri ve Adetleri




1- Kapıda tokalaşmazlar, yani bir kişi içerde diğeri dışardayken olmaz. İki kişi de aynı tarafta olması erekiyor. Eldivenle de tokalaşmazlar ayrıca.

2- Sabahları işe giderken bira içerler, bu normal bir olaydır.. Birayı zaten alkol olarak değerlendirmiyorlar, işte de içeni çok vardır. Putin bir ara sokakta içmeyi yasaklamıştı sanırım ama pek kimse takmamıştı.

3- Bara giderken, özellikle bayanlar, ellerinde çizme ile giderler, vestiyere montlarıyla beraber çizmelerini de bırakıp yanında getirdikleri ciks ayakkabılarıyla içeri girerler. Malum dışarısı soğuk.

4- Bir Rus bayanı, Eksi (-) 30 derece bir havada şapka takmaktansa saçlarının donmasını tercih edebilir. Saç ve dış görünüm çok önemlidir.

5- Evler eşyalıdır. Kimse taşınırken eşyasını taşımaz bu yüzden. Ev sahibinin çatkapı eve girmesi de normaldir.. Siz evde don-atlet TV izlerken bi bakmışsınız ev sahibiz içerde.. Ayrıca evler çok eskidir. Genel olarak binalarda ve evlerin içlerinde bir komunizm yıllarını hissedersiniz. Ve oturduğunuz yerde oturum izniniz olması lazım, o da önemli.

6- Bir kere öpüşürler. Türklerde ve birçok başka toplumda var olan iki yanaktan öpme alışkanlığı sizde de varsa, bir rusla öpüşürken ikinci yanağa uzanma girişiminiz sonuçsuz kalabilir.. Dikkatli olun.. (Araplarda da (özellikle körfez bölgesi) üç defa öpüşülür)

7- Modayı 20 yıl geriden takip ederler, özellikle yeni nesil.. Ama son zamanlarda toparlandılar, haklarını yememek lazım..

8- Mezar başında içerler, bu ölüye saygı ve yakınlarının acısını paylaşma anlamına gelir. Her mezarın başında küçük bir tabure ve sehpa bulunur bu yüzden. Ayrıca mezarda rahmetlinin resmi de bulunabilir.

9- Yolun kenarında bir çiçek görürseniz oraya bırakılmış.. Bilinki orda bir kazada biri ölmüştür, çiçek onun içindir.. Düzenli olarak ölenin yakınları oraya bir çiçek bırakır.

10- Mc Donalds’a en iyi kıyafetleri giyip ailece gitme.. Uzun kuyruklar oluşturma.. Eskide kaldı tabi.. Artık kapitalizmi sindirdiler..

11- İlk süper marketler açıldığında deli gibi raflardaki içecekleri içip cipsleri yiyorlarmış. Bu da eskide kaldı tabi.. Komunizmden ilk çıkış yıllarında tam bir sudan çıkmış balık gibiymişler.. Bu geçiş dönemi aslında farklı bir yazı olur..

12- Alışveriş yaptığınız zaman, parayı ödeyince fişinizin ucunu azcık yırtarlar. Bu komunizm dönemindeki alışveriş kültüründen gelen bir alışkanlık. Malı aldığınız anlamına geliyor.

13- Her araba aslında taksidir.. 3 yıl yaşadım taksimetreli bir taksiye binmedim. Taksiye bineceğiniz zaman yola çıkıp elinizi kaldırıyorsunuz, arabalar duruyor, sonra gideceğiniz yeri söyleyip adam gitmek isterse oraya (istemeyebilirde) pazarlık ediyorsunuz.. Adamın illa taksi amaçlı araba kullanmasına da gerek yoktur, adam işine gidiyorken eğer yolumun üzeriyse götürüyim biraz para kazanmış olurum diye de durabilirler.

14- Babushka’lar.. Babaanne demek ama yaşlı kadınlar için kullanılan genel bir tabir.. Genelde bunlar evin önünde otururlar ve size dik dik bakarlar.. (hatta bu sebeple sokak kameralarına babushka dediklerine de şahit olmuştum) Aslında gidip merhaba deseniz çoğu çok sıcak kanlıdır hemen muhabbete başlayabilir.. Ama dışardan soğuk görünürler.. Hiç aklınıza gelmeyecek bir sebepten dolayı sizi polise şikayet edebilir.. Örneğin arabanızın farlarını yıkamak polis çağırmak için yeterli bir sebep.. Çünkü araba yıkamak yasaktır.. Bakınız bir sonrakı madde.

15- Araba yıkamak yasak, araba yıkama yerlerinde yıkamanız gerekir.. Ama bu yüzden mi arabalar çok pis yoksa yollar çok çamurlu olduğu için mi kararsiz kaldım.. Bir de kışın araba yıkayacaksanız antıfirizli su kullanın, yoksa arabanızın her yeri donar..

16- Boş içki şişesini masada bırakmazlar, masanın altına koyarlar. Bereketi kaçmasın diye sanırım. Bir de boş kadehle kadeh tokuşturmazlar ve tokuştuğunuz zaman yudum almadan masaya geriye koymamanız lazım kadehi, çok büyük ayıp.

17- Rüşvet.. Bu aslında hem iyi hem de kötü.. Kötü, çünkü zırt pırt haraç gibi rüşvet vermeniz gerekiyor her yerde.. İyi, çünkü her işinizi rüşvetle halledebilirsiniz.

18- Kamyon ve Otobüs şoförlerinin kadın olması gayet normal. Her türlü işte çalışan kadın görebilirsiniz. Zaten evin reisi de kadın. Ama Rus erkekleri mi çok pısırık olduğu için böyle yoksa Rus kadınları güçlü olduğu için böyle onu çözemedim.

19- 20’li yaşların başında, çocuklu ama boşanmış ya da kocası terketmiş kadın sıkça rastlanan bir durumdur. Zaten rus erkekleri genelde alkolik oldukları için ve evlerine hayırları olmadığı için bir çok rus kadını için ideal bir durum.

20- Metroda herkesin, gideceği mesafe bir durak bile olsa, kitap okuması.. Zaten metroda kitap okumayan birisi varsa büyük ihtimal Türk’tür..

21- Her Rus’un ilgilendiği ve iyi yaptığı bir spor vardır.

22- Her Rus’un ilgilendiği bir sanat dalı vardir ve çoğunun çaldığı bir müzik aleti vardır.

23- Her Rus’un bir evcil hayvanı, genelde kedi ya da köpek, ya vardır ya da bir dönem olmuştur.. Apartmanların içi kedi köpek kokar..

24- Opera Bale gibi sanatsal aktiviteleri severler. Metroya binerken karşınızda ufak çaplı bir senfoni orkestrası bulabilirsiniz. Profesyonelce çalmalarına şaşırmayın, sadece sokak çalgıcılarıdır aslında..



25- Saat 6 oldu mu hepsi işi terkeder. Pazarları çalışmazlar.

26- Tembeldirler. Çalışmayı çok sevmezler.

27- Sanırım evi en pis olup kendileri en temiz olan toplumdur..

28- Kıyafetleri azdır ama temiz ve güzeldir.. Örneğin bir kızla buluştunuz, üzerinde tertemiz ve çok güzel bir elbise vardır.. Ne kadar temiz ve ciks bir kız diye düşünebilirsiniz.. Ama sonraki buluşmalarınızda da üzerinde aynı elbiseyi görünce durumu anlarsınız.. Çünkü muhtemelen tek elbisesidir.. Artık bu durumda değişmeye başladı.



29- Para biriktirmezler. Ellerine azcık para geçti mi hemen Türkiye’ye tatile giderler.. Ellerine çok para geçti mi Yunanistan, İspanya gibi ülkelere tatile giderler.. Mısır, Tunus gibi ülkelerde rating alır bolca.. Ama para biriktirmezler.. Bu komunizm yıllarından gelen sağlık, eğitim ve yarın kaygılarının olmamasından kaynaklanıyor sanırım.

30- Yeni doğan bebeğe (gümüş) kaşık verirler hediye olarak. Yokluk görmesin aç kalmasın anlamında.

31- Doğum günü, isim günü (her isimin bir günü vardır, o da önemlidir), kadınlar günü ve bilimum diğer günler çok önemlidir.. Yani bir rus kız arkadaşınız varsa ve doğum gününü unutursanız, vay halinize yani.. Ve 8 mart kadınlar günü kesinlikle tatildir, yani bugün pazara gelse p.tesiyi tatil ederler o derece.. Bir de erkekler günü vardı, tarihi anımsayamadım tam şimdi .. o da çok güzeldi..

32- İsim çeşitliliği çok azdır. Toplamda 5-10 tane erkek ve bir o kadar da kız ismi vardır ve bu isimlerin çoğunun kısaltması vardır.. (erkek isimleri ve kısaltmaları : Vladimir-Valo, Alexey-Sash, Andrey, Nikolay, İvan, Sergey .. kız isimleri ve kısaltmları : Natalie-Natasha, Maria-Masha, Alexandra-Sasha, Olga-Ola, Katerina-Katya, Daria-Dasha, Elena-Lena)Restoranda “sasha” diye bağırıdığınızda kesin bi garson gelir..

33- Sinemalarda orjinal seslendirmeli filmlerin oynamaması. Tüm filmler dublajlıdır. (1-2 tane istisna sinema var ama) Sinemalardaki dublajlar fena değil yinede ama TV’dekiler çok kötü.. Hele de eski filmler.. Altta çok hafif tonda orjinal sesi duyarsınız ama üzerinde herkesi seslendiren tek bir kişinin sesi.. En kötüsü de, özellikle eski filmlerde tonlama olmaması.. Yani filmde adam “noooooo!!!” diye bağırırkeni üstte dublajın donuk bir sesle “niet” demesi..

34- Söylediğiniz şeyi doğru telafuz etmezseniz anlamazlar ve anlamaya da çalışmazlar. Örnek, ketchup. Bunu tüm dünyada kullanıldığı şekilde “ketçap” diye okursanız anlamazlar suratınıza bön bön bakarlar.. Onların anlayacağı şekilde “ketçup” demeniz gerekir.. Tek bir harfi bile çözemezler.. Bir keresinde ısrarlı ketçap dememin üzerie bana tuz getirip bundan mı istiyorsunuz demişlerdi .. bu arada tuz “soul” demek olup benim söylediğim şeyle hiç alakası yok..



Rusya'da yaşayan birinden alıntıdır.


-------------------------------------------------------------------



''-Kuzeybatı Melanezya'da teyze çocukları arasındaki ilişki ensest olarak kabul edilirkenhalayla ilişki ''yerinde bir ilişki'' olarak değerlendirilirdi.

-Bakireliğin hoş karşılanmadığı Kamchdal'da evlendiği kızın bakire olduğunu gören erkekkayınvalidesine ''kızının yetişmesinde ihmalkar davrandığını'' için sitem ederdi.

-Japonya'da İmparator Buşido devrinde Samuray denilen savaşçı kastın üyeleri arasında eşcinsellik bir kuraldı.

-Eski Roma'da 24 Nisan kadın ******lerin 25 Nisan da erkek ******lerin günü olarak kutlanıyordu.

-Avustralyalı Kamilaroiler cesur bir insanın kalbini ve ciğerlerini Filipinlerde yaşayan Efugaolar ise öldürdükleri düşmanın beynini emerlerdi.

-Zulular 'düşmana gözlerini kırpmadan bakabilme gücünü kazanabilmek için' düşmanlarının alnının ortasını ve kaşını Çinliler ise idam edilen ünlü haydutların safrasını yerlerdi.

-Yeni Gine yerlileri misafirlerini uğurlarken inlemelerle birlikte bütün bedenlerini çamura buluyorlardı.

-Tibet'te ise misafir evden ayrılırken ona dil çıkararak uğurlamak adetti.

-Eskimolar ve Hintlilerde misafirin yediği yemek dolayısıyla ev sahibine teşekkür etmesigeğirmesiyle anlaşılıyordu.



-------------------------------------------------------------

-KİRLİLİK ADETİ VE LAZIMLIK KULLANAN AVRUPA-
Kirliliğin temel kural olduğu Ortaçağ döneminde de ilginç uygulamalar yaşandı. Bunlardan bazıları şöyle:

-Ortaçağda Avrupa'daki rahibelerin yüz ve ellerinden başka yerlerini yıkamaları kesin olarak yasaklanmıştı. Kastilya Kraliçesi İsabella bile 50 yıldan fazla süren hayatı boyunca iki kez banyo yapmıştı.

-Kirlilik adeti Amerika'ya da bulaşmış Pennsylvania ve Virginia eyaletlerinde ''banyo yapmayı yasaklayan'' ya da belirli kısıtlamalar getiren kanunlar çıkarılmıştı. Philadelphia'da ise kanunla bir ay içinde birden fazla banyo yapan insanlar cezaevine gönderiliyordu.

-Tuvaletle henüz tanışmayan Avrupa'da lazımlıkları sokaklara boşaltma adeti 17. yüzyıla kadar sürdü. Fransa krallarından 14. Louis gününün belli bir zamanını lazımlığında oturarak geçirirdevlet işlerini de buradan yürütürdü.

-1600'lerde İstanbul'a gelen İngiliz büyükelçiler lazımlık kullanma ve bunu da pencereden boşaltma adetleri yüzünden şehirden uzak olan Tarabya'yaki bir konağa gönderilmişti. 19. yüzyıla gelindiğinde kesin olarak tuvalet kullanma sözü vermeleri üzerine Taksim'e taşınmalarına izin verilmişti.

-------------------------------------------------------



-GÖMÜLMEK İSTEMEYEN YAŞLILAR-
Bazı toplumlarda günümüzün aksine ''yaşlılık'' iyi karşılanmıyor ve yaşlıların kendilerini öldürmeleri bekleniyordu. Eskimoların yaşlıları iyice güçten düşünce intihar yoluna başvururkenFijili yaşlı erkekler ölme isteğini yakınlarına söylerlerdi. Kararlaştırılan gün geldiğinde de yaşlı erkek canlı olarak toprağa gömülürdü.

Yeni Hebridlerde de yaşlılar diri diri toprağa gömülürken gömülmeyi istemeyen yaşlılara ise ''ailenin yüz karası'' olarak bakılırdı.

İsveç'de akrabaları yaşlılığın acılarından kurtarmaya yarayan ''aile topuzları'' adlı dikenli topuzlar son zamanlara kadar bulunuyordu.



---------------------------------------------------


-ÇOCUK KURBAN ETME ADETLERİ-

Çocuk kurban etmek de bir çok toplumda görülen ''tüyler ürpertici'' adetlerden biriydi.

Kartacalılar site devletlerinin koruyucusu Tanrı Moloch'a kendi öz çocuklarını yakarak kurban ederlerken Fenikeliler salgın hastalıklar kuraklık savaş kaybetme gibi büyük felaketlerin yaşandığı günlerde ''en sevdikleri çocuklarından birini'' tanrıları Baal'e kurban verirlerdi.

New South Wales'da bazı kabilelerde her kadının ilk doğan çocuğu bir dinsel törenin parçası olarak kabile tarafından yenirdi.

Eski Isparta'da da çocuklar doğduklarında topluluğun yaşlılarına götürülür yaşayıp yaşamayacaklarına onlar karar verirdi. Sağlıklı olanlar ana babalarına verilirken sakat ve hastalıklı olanlar öldürülürdü. İstenmeyen çocukların öldürülüp derelere atıldığı Ortaçağ'da her adımda bir çocuk ölüsüyle karşılaşmak olağandı.




DÜNYADAKİ İLGİNÇ EVLİLİK ADETLERİ








Bosna-Hersek’te sade kahve, damat adayının reddedildiği anlamını taşırken, Pakistan’da damat adayı küfür ve hakaretlerle dolu zorlu bir sınavdan geçmek zorunda kalıyor.
Her ülkenin toplumsal ve kültürel yapısı ile inançlarına göre evlilik gelenekleri, ilginç özellikler taşıyor.
-------------------------
Bosna-Hersek’te evlenme çağına gelmiş gelin adayını isteyen damat adayı, kız evine yemeğe davet ediliyor ve ailenin büyükleri ile söz konusu evlilik hakkında tartışıyorlar. Kızın aile büyükleri damat adayı hakkında bir karara vardıktan sonra kahve ikramına geçiliyor. Şekerli kahve damat adayının evlilik için uygun görüldüğü, sade olması ise damat adayının reddedildiği anlamını taşıyor.
--------------------------
Pakistan’da damat adayı kızın aile büyükleri tarafından zorlu bir sınavdan geçiriliyor. Bu sınav, aile büyüklerinin damat adayına akla gelebilecek tüm hakaret ve küfürleri etmeleri, damat adayının ise tüm bunlara katlanabilecek kadar soğukkanlı olmasına dayanıyor. Sınavdan başarıyla geçen genç evlilik iznini almış oluyor.
--------------------------
İskoçya’da ise gelin, düğünden bir gece önce aile büyüklerinin ortasına oturarak, onlara ayaklarını yıkatıyor. Bu gelenek, çiftin mutluluk yolunda yürümelerini sembolize ediyor. Düğünde ise gelin iki ayakkabısına da bozuk para koyuyor.
-------------------------
ÇİN’DE ASTROLOJİ UZMANINA BAŞVURULUYOR

Çin’de de damadın ailesi astroloji uzmanına başvurarak evlenmeyi düşünen çift hakkında yorum istiyor. Eğer astroloji uzmanının hazırladığı horoskopu damadın ailesi uygun bulursa, çocuklarının doğum saatini ve tarihini kızın ailesine göndererek aynı işlemi onların da yapmasını istiyor.
Çin’deki evlilik geleneklerine göre, düğünden önce damat evlilik yatağını hazırlayarak üzerine çeşitli meyve ve kuruyemişlerden koyuyor. Ailenin küçük çocukları yatağın üzerine oturtuluyor ve meyvelerle oynamalarına izin veriliyor. Yatağın üzerinde ne kadar çok çocuk olursa o kadar çok doğurganlığı sembolize edeceğine inanılıyor. Nedimelik yapacak bayanlar ise gelinin horoskopuyla uyumlu doğum yılına sahip kişilerden seçiliyor.

Ayrıca Ay takviminin 7. ayının son 15 gününde evlenmenin uğursuz olduğuna, çünkü o dönemde cehennemin kapısının açılıp kayıp ruhların serbest kaldığına inanılıyor.
------------------------
DÜĞÜNDE İÇİ CAM PARÇALARIYLA DOLU BEZE BASMA ADETİ

İsrail’de ise Musevi inancına göre, düğünlerde Kudüs’teki kutsal tapınağın yok oluşunu sembolize eden içi cam parçalarıyla dolu bir beze basma geleneği bulunuyor. Törende cam kırmak ise hayattaki mutluluğu ve üzüntüyü sembolize ediyor.
------------------------
Hindistan’da da damat gelinin kıyafetinden sorumlu oluyor. Gelin, beyaz gelinlik yerine, “sari” denilen özel bir giysi giyiyor. Törene gündelik kıyafetlerle gelen gelin, daha sonra kocasının kendisine sunduğu kıyafeti giyiyor.
------------------------
İYİ GEÇİNME İŞARETİ

Kore’de evlilik geleneklerinde ördek ve kaz önemli bir yer tutuyor. Eski geleneklerde damatlar arkalarında kaz taşıyarak beyaz bir atın üstünde gelinin evine giderlerken günümüzde sembolik olarak tahta kaz kullanılıyor.
Bir başka geleneğe göre de düğünden sonra bir çift tahta ördek yeni çiftin evine yerleştiriliyor. Eğer ördekler karşılıklı konursa çiftin iyi geçineceğine, ters konulursa kavga edeceklerine inanılıyor.
------------------------
Afrika’nın bazı bölgelerinde damat adayı kızı ailesinden istedikten sonra kızın ailesi teklifi kabul ederse kızlarına para ve fıstık veriyor. Gelin adayı, fıstığı damatla bölüşürken, çiftin birleşmesine yardımcı olan aracıya da bir parça veriliyor. Bu, komşulara ve akrabalara düğün daveti anlamına geliyor.
-------------------------
Belçika’da ise en önemli gelenekler arasında mendile isim işlemek geliyor. Gelinin ailesi, kızlarının adının işlenmiş olduğu mendili düğüne götürerek davetlilere gösteriyor. Bu mendil düğünden sonra kızın ailesinin evine geri getiriliyor ve gelinin kız kardeşi varsa onun adı işlenerek yine evde sergileniyor.
-------------------------
KÖTÜ RUHLARIN KOVULMASI

İngiliz geleneklerinin en başında kilisede çan çalmak geliyor. Bu şekilde kötü ruhların kovulduğuna inanılıyor. Gelin ve damat kiliseye girerken ve çıkarken çanlar çalınarak yeni evli çifte çiçek atılıyor.
----------------------------
Finlandiyalı gelinler ise düğünde el yapımı altın bir taç takıyorlar. Törenden sonra bekar genç kızlar gelinin etrafında toplanıyor ve gelin genç kızlar arasından seçtiği birine altın tacını veriyor. Seçilen kızın, en kısa zamanda evleneceğine inanılıyor.
--------------------------
Öte yandan Vikingler zamanında ise evlilikler açık arttırma şeklinde yapılıyordu. Damat adayı, gelin adayı için kızın babasına fiyat teklif ediyor, bu fiyat üzerinden pazarlık yapılıyor ve belirlenen para miktarı çeyiz için kullanılıyordu. Ayrıca çiftin evlilik hayatları boyunca altın ve gümüş sıkıntısı çekmemeleri için babası gelinin sağ ayağına gümüş, annesi ise sol ayağına altın takıyordu.
---------------------------
FRANSA’DA TÖREN ÇİÇEKLERİNİ DAVETLİLER GETİRİYOR

Fransa’da ise evlenecek çiftlerin törende yer alacak çiçeklerini davetliler getiriyor. Gelin ve damadın, evlilik günlerinde kullanılan ve nesilden nesile aktarılan evlilik kabından şarap içmesi de bu ülkedeki evlilik gelenekleri arasında yer alıyor.
--------------------------
Bulgaristan’da da erkek, sevdiği kızı ailesinden istemek için en yakın arkadaşıyla kızın evine giderken, yanında mutluluk, sağlık ve zenginliği temsil eden “rakia” denilen özel bir ev viskisi ve “zdravet” adı verilen yeşil çiçeklerden küçük bir buket götürüyor. Bunun yanı sıra kıza ve babasına ufak hediyeler veriyor. Baba, evin reisi olduğundan içki ikramında bulunuyor. Damat adayını beğenir ve evliliği onaylarsa kızına dönüp 3 kez evliliğe hazır olup olmadığını soruyor ve kız (evet) derse kızın ailesi de erkeğin ailesine hediyeler yolluyor.
--------------------------
Düğünden önceki Perşembe günü hamur ve mayanın karıştırılmasıyla özel bir ekmek yapılıyor ve bu ekmek yeni ailenin oluşumunu sembolize ediyor. Düğünde ise gelin, içinde bozuk para, çiğ yumurta ve buğday bulunan bir tabağı arkasına bakmadan başının üzerinden geriye doğru atıyor. Tabak ne kadar küçük parçalara ayrılırsa o kadar iyi olacağı düşünülüyor.

Ayrıca gelin ile damada somun ekmeği veriliyor. Hangisi bu ekmekten daha büyük parça koparırsa evde onun sözünün geçeceğine inanılıyor.


------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



GARİP GELENEKLER





DÜNYANIN ÇEŞİTLİ BÖLGELERİNDE YAŞAYAN TOPLUMLARIN BUGÜN İÇİN BİZE TUHAF GELEN ADETLERİ BAKIN NELERDİ;



BAZI TOPLUMLARDA GÜNÜMÜZÜN AKSİNE ''YAŞLILIK'' İYİ KARŞILANMIYOR VE YAŞLILARIN
KENDİLERİNİ ÖLDÜRMELERİ BEKLENİYORDU. ESKİMOLARIN YAŞLILARI, İYİCE GÜÇTEN DÜŞÜNCE İNTİHAR YOLUNA BAŞVURURKEN, FİJİLİ YAŞLI ERKEKLER, ÖLME İSTEĞİNİ YAKINLARINA SÖYLERLERDİ. KARARLAŞTIRILAN GÜN GELDİĞİNDE DE YAŞLI ERKEK, CANLI OLARAK TOPRAĞA GÖMÜLÜRDÜ. GÖMÜLMEYİ İSTEMEYEN YAŞLILARA İSE ''AİLENİN YÜZ KARASI'' OLARAK BAKILIRDI.



BAKİRELİĞİN HOŞ KARŞILANMADIĞI KAMCHDAL'DA EVLENDİĞİ KIZIN BAKİRE OLDUĞUNU GÖREN ERKEK, KAYINVALİDESİNE ''KIZININ YETİŞMESİNDE İHMALKAR DAVRANDIĞINI'' İÇİN SİTEM EDERDİ


JAPONYA'DA İMPARATOR BUŞİDO DEVRİNDE SAMURAY DENİLEN SAVAŞÇI KASTIN ÜYELERİ ARASINDA EŞCİNSELLİK BİR KURALDI.


ESKİ ROMA'DA 24 NİSAN KADIN FAHİŞELERİN, 25 NİSAN DA ERKEK FAHİŞELERİN GÜNÜ OLARAK KUTLANIYORDU.


AVUSTRALYALI KAMİLAROİLER CESUR BİR İNSANIN KALBİNİ VE CİĞERLERİNİ, FİLİPİNLERDE YAŞAYAN EFUGAOLAR İSE ÖLDÜRDÜKLERİ DÜŞMANIN BEYNİNİ EMERLERDİ.


ZULULAR 'DÜŞMANA GÖZLERİNİ KIRPMADAN BAKABİLME GÜCÜNÜ KAZANABİLMEK İÇİN DÜŞMANLARININ ALNININ ORTASINI VE KAŞINI, ÇİNLİLER İSE İDAM EDİLEN ÜNLÜ HAYDUTLARIN SAFRASINI YERLERDİ


GİNE YERLİLERİ, MİSAFİRLERİNİ UĞURLARKEN bİNLEME SESLERİ ÇIKARARAK BÜTÜN BEDENLERİNİ ÇAMURA BULUYORLARDI.


TİBET'TE İSE MİSAFİR EVDEN AYRILIRKEN ONA DİL ÇIKARARAK UĞURLAMAK ADETTİ.


HİNTLİLERDE MİSAFİRİN YEDİĞİ YEMEK DOLAYISIYLA EV SAHİBİNE TEŞEKKÜR ETMESİ, GEĞİRMESİYLE ANLAŞILIYORDU.







KİRLİLİĞİN TEMEL KURAL OLDUĞU ORTAÇAĞ DÖNEMİNDE DE İLGİNÇ UYGULAMALAR YAŞANDI. BUNLARDAN BAZILARI ŞÖYLE:




• ORTAÇAĞDA AVRUPA'DAKİ RAHİBELERİN YÜZ VE ELLERİNDEN BAŞKA YERLERİNİ YIKAMALARI KESİN OLARAK YASAKLANMIŞTI. KASTİLYA KRALİÇESİ İSABELLA BİLE 50 YILDAN FAZLA SÜREN HAYATI BOYUNCA İKİ KEZ BANYO YAPMIŞTI.


TUVALETLE HENÜZ TANIŞMAYAN AVRUPA'DA LAZIMLIKLARI SOKAKLARA BOŞALTMA ADETİ 17. YÜZYILA KADAR SÜRDÜ. FRANSA KRALLARINDAN 14.LOUİS,GÜNÜNÜN BELLİ BİR ZAMANINI LAZIMLIĞINDA OTURARAK GEÇİRİR, DEVLET İŞLERİNİ DE BURADAN YÜRÜTÜRDÜ.


1600'LERDE İSTANBUL'A GELEN İNGİLİZ BÜYÜKELÇİLER, LAZIMLIK KULLANMA VE BUNU DA PENCEREDEN BOŞALTMA ADETLERİ YÜZÜNDEN ŞEHİRDEN UZAK
OLAN TARABYA'YAKİ BİR KONAĞA GÖNDERİLMİŞTİ. 19. YÜZYILA GELİNDİĞİNDE, KESİN OLARAK TUVALET KULLANMA SÖZÜ VERMELERİ ÜZERİNE TAKSİM'E
TAŞINMALARINA İZİN VERİLMİŞTİ.






JAPON ADETLERİ


Bir Japon'un sizi evine davet etmesi çok büyük bir olaydır, genellikle bizdeki gibi misafircilik yoktur, görüşmek isteyen aileler dışarıda bir restoranda görüşür. Nadiren bir Japon'un evine davet edildiyseniz bu sizin için büyük bir onurdur, ama sakin ayakkabılarınızla içeri girmeye kalkmayın, bir çuval inciri berbat edersiniz.

Japonya'da eve kimse pabuçla girmez, zaten kapıdan girince önünüzde çin seddi gibi bir terlik ordusu ile karşılaşırsınız.Bu adetleri sanırım bizim geleneksel halk yaşamına benziyor.

Ev sahibi size çay ikram ettiyse, bu artık gitme vaktinizin geldiğini gösterir, çayı içip hemen kalkmanız lazımdır.

Genellikle genç kızlar evlenir evlenmez isi bırakır ve evinin hanımı olur. Yalnızca evin erkeğinin kazancı ailenin geçimi için yeterlidir. Hanımlar, çocukları ve ev isleri ile ilgilenir, ailenin bütün parası hanımdadır, tüm harcamaları hanımlar yapar, restoranlarda bile hanımlar ücreti öder.



Hanımlar arta kalan zamanlarında spor yapar, arkadaşları ile dışarıda buluşur, mağaza gezer. Gündüz saatlerinde cafelerde, restoranlarda 65-70 yasin altında erkek görmek imkansızdır, çünkü erkekler gündüz saatlerinde iştedir.


Japonya'da kimse kimseye karışmaz, isterseniz en olmadık bir kıyafeti giyin ve ortada dolaşın. Yalnızca çaktırmadan bir kere bakarlar ve kafalarını çevirirler.

Gözünü dikip bakmak çok ayıptır, bu nedenle trenlerde uyumasalar bile herkes gözünü kapatır, uyuyor gibi davranır. En kalabalık trende bile kimse sizi rahatsız etmez, hırsızlık olayı yoktur.

Bir hanim gece çok geç saatte bile yalnız başına dolaşabilir, içki içmeye veya yemek yemeğe bir yere gidebilir kimse rahatsız etmez.

Bisikletinize bıraktığınız bir çanta aksama kadar kimse ellemeden ayni yerinde durur.

Japonlar rüzgar sörfü yapanlar hariç denize girmeyi fazla sevmez ama kaplıcalar onlar için en büyük zevk kaynağıdır. Volkanik dağlar çok olduğu için, hemen hemen her yerde kaplıcalar vardır.

Japonlar yalnız duş almaz, her gece evde bizdekilerden daha derin olan özel küvetleri su ile doldurulur ve bütün aile tek tek bu suya girip keyif yaparlar.

Kisin bizdeki gibi evlerde bütün odalar ısıtılmaz, evler küçük olduğu ve fazla pahalı olmadığı halde bunu israf sayarlar, yalnız oturdukları odayı ısıtırlar.

Iş yeri evin erkeği ve aile için herşeydir, hanımlar eşlerinin en verimli sekilde çalısabilmesi için ellerinden geleni yapar, erkeğin isten geç gelmesi hiçbir zaman problem edilmez.

Karı koca arasındaki en büyük kavga belki kapıyı biraz kuvvetli kapatmak seklinde olur. Sözle kavga yoktur. Toplum hayatında sözden ziyade, bakışlarla kızgınlık anlatılır. Evde de is yerinde de bu böyledir. Fazla konuşulmaz ama hareket ve bakışlar herşeyi ifade eder. Iş yerinde bir toplantıda konuşanlar genellikle gençlerdir, yüksek rütbeliler yalnıca dinler ve sonunda karar verir.

Torpil diye birşey yoktur, yaşı ve tecrübesi üstün olan ileridedir hep.
Tokalaşma, sarılma, öpüşme yoktur. Hafifçe eğilerek selam verilir. El teması yoktur. Bir çocuğun bile başını severseniz size çok kızar, bu onu aşağılamak demektir.

Kadınlar maddi olarak çok kuvvetli oldukları halde eşlerine karşı çok saygılıdır.

Kadının ve erkeğin arkadaşları farklı olabilir, bizdeki gibi kari koca beraber toplantılara gidecek diye bir olay yoktur, çünkü birinin sevip diğerinin sevmediği bir insanla, ikisinin de görüşmesine neden yoktur.

Eşler arasında hürriyet oldukça fazladır. Evin kadını gece arkadaşları ile buluşmaya eşi olmadan gidip, istediği saatte dönebilir.

Saygı her şeydir, evde, işte, toplumda herkes birbirine saygılıdır, ülkesine saygılıdır. Elbiselerinden kopan bir ip parçasını bile yere atmazlar, başkalarının hakları, kendi haklarından önce gelir.

Grup psikolojisi ile yaşarlar, bu yüzden hiç yalnız değillerdir.












YENİ

İLGİNÇ BİLGİLER

21.02.2012







» Bir kilo limonda,bir kilo çilekten daha fazla şeker olduğunu,

» Timsahların renk körü olduğunu,

» Sadece erkek kanaryaların öttüğünü,

» Tarantulaların iki buçuk yıl hiçbir şey yemeden yaşayabildiklerini,


» İncilerin sirkede eridiklerini,

» Havuca rengini veren bir karotenin olduğunu,

» En fazla asfaltlı yola sahip olan ülkenin Fransa olduğunu,





» Sihirli sözcük olan ‘‘Adrakadabra’’nın ilk olarak yüksek ateşli hastaların ateşlerini düşürmek için söylendiğini,




» Eyfel Kulesi’nin tepesine çıkabilmek için 1.792 basamak çıkmak gerektiğini,

» Türkiye’nin kişi başına alkol tüketiminde dünya 3.’sü,sigara tüketiminde ise dünya 4.’sü olduğunu,




» İdrarın zifiri karanlıkta parladığını,

» İnsanların eğer şiddetli hapşırırlarsa kaburgalarını kırabileceklerini,





» Domuzların vücut yapılarından dolayı hiçbir zaman başlarını yukarı kaldırıp gökyüzüne bakamadıklarını,

» 1 saat boyunca kulaklıkla bir şey dinlemenin kulaktaki bakteri sayısını % 700 arttırdığını,

» Çakmağın kibritten önce bulunduğunu,

» Parmak izleri gibi dil izlerinin de insana özel olduğunu,

» Dünyadaki fotokopi makinelerinde meydana gelen arızaların % 23’ünün makinelerin üzerine oturarak kendi popolarının fotokopisini çekmek isteyen insanlardan kaynaklandığını,



» Hindistan’da sokakta tuvaletini yapmanın yasal olduğunu,

» Çinde yere tükürmenin serbest; ama balgam üzerine basmanın yasak olduğunu,

» Rusya’da erkek erkeğe dudaktan öpüşmenin sevgi ve saygı ifade ettiğini,

» 2.500 metre derinlik ve 300 C° sıcaklıkta yaşayabilen bakterilerin olduğunu,

» Bağırsaklarımızda 400’den fazla bakterinin olduğunu ve bu bakterilerin bağırsaklarımızdaki sayılarının hücre sayılarımızdan daha fazla olduğunu,

» Denizatlarında annenin yumurtayı babaya verdiğini ve babanın da o yumurtayı 6-8 hafta kesesinde taşıdıktan sonra,kesesinde yavru bir denizatı doğurduğunu,

» Günde bir metre boy atan sarmaşıkların olduğunu,

» İnsana yemek için saldıran tek hayvanın ayı olduğunu,,

» Kurtların yiyeceklerini 30 km taşıyıp yavrularına götürdüğünü,

» Kir kurtlarının en sevdiği yiyeceklerin kavun olduğunu,

» Pirhanaların üç ısırışta insan elini bileğinden koparabileceğini,

» Soğuk iklimde yaşayan tatlı su kaplumbağası türü olan kaplumbağaların,sonbaharda derin bir nefes alarak girdikleri sudan,ilkbaharda çıktıklarını ve bu kaplumbağaların üç ay oksijensiz hayatta glikolizden enerji sağlayarak kalabildiklerini ve bunların kalp atışlarının dakikada bir olduğunu,

» Dişi mavi balinaların 34m boyunda olduklarını ve günde 3.000.000 kalori aldıklarını,

» Edison’un ampule konulacak maddeyi bulabilmek için 3.000 deneme yaptığını,

» Birinci Dünya Savaşı’nda 2.500.000 tane atın kullanıldığını,

» Polonya Kralı August’un 350 tane çocuğunun olduğunu,


» Yapılan bir deney sonucunda sigara içindeki katran maddesinin bir farenin sırtına sürüldükten sonra,farenin sırtındaki o bölgede kanser oluştuğunu,

» Peru’da hiç umumi tuvaletin olmadığını,

» Bugüne kadar kaydedilen en büyük dalganın, 1971 yılında Japonya’nın Ishigaki Adasındaki 85 metre yüksekliğe ulaşan dalga olduğunu,

» Açık bir gecede 1000’den fazla yıldızı görebilmenin mümkün olduğunu,

» Herhangi bir okyanusun en uzak olduğu noktanın Çin olduğunu,

» Dünyada her dakikada düşük şiddette depremin olduğunu,

» Hindistan’daki yıllık doğum sayısının, Avusturya’nın toplam nüfusundan fazla olduğunu,

» Rusya’nın dörtte birinin ormanlarla kaplı olduğunu,bu alanın Türkiye’nin yüzölçümüne eşit olduğunu,

» Tarih boyunca yeryüzünde bulunan altını 200 kat daha fazlasının okyanuslarda bulunduğunu,

» Köpeklerin ter bezlerinin ayaklarının altında olduğunu,

» Salatalığın %96’sının su olduğunu,


» İnsan elinin en yavaş uzayan tırnağının baş parmak olduğunu,en çabuk uzayan tırnak ise orta parmağınki olduğunu,

» Hawaii alfabesinde sadece 12 harfin bulunduğunu,

» Başkan John J.Kennedy,yirmi dakikada dört gazete okuyabildiğini,

» Eskiden mumyaların ayak parmaklarının tek tek sarılarak mumyalandığını,

» Sallanan sandalyede hiç durmadan sallanma rekorunun 440 saat olduğunu,

» Bir camın kırıldığında,ufalanan parçaların saatte üç bin millik bir yol aldığını,

» Günümüzde evlenenlerin %50’sinin boşandığını,

» Beethoven’ın beste yapmadan önce kafasını soğuk suya soktuğunu,

» Türkiye’de her 25 kişiden birinin astım hastası olduğunu,

» Dünyadaki hayvanların %80’inin 6 ayaklı olduğunu,

» Sadece Uranüs’ün çıplak gözle görüldüğünü,

» Kaplumbağaların üç yıl hiçbir şey yiyip içmeden yaşayabildiklerini,

» İnsanları parmak izinden,köpekleri ise burun izinden tanımanın mümkün olduğunu,

» Eskimoların, buzdolaplarını yiyeceklerinin donmaması için kullandıklarını,

» Gözlerimiz açıkken hapşırmanın imkansız olduğunu,

» Sıcak suyun, soğuk sudan daha ağır olduğunu,

» İnsanların yılda 1.500 kere rüya gördüklerini,



» Sarışınların,esmerlere göre daha fazla saçının olduğunu,

» Bir insanın günde 23 bin kere nefes alıp verdiğini,

» Dünyada en çok kullanılan ismin Muhammed olduğunu,

» Vücudumuzdaki en güçlü kasın dilimiz olduğunu,

» Yunus balıklarının bir gözleri açık uyduklarını,

» Döllenmeden doğuma kadar bir bebeğin ağırlığının 5 milyon kat arttığını,

» Atların insanlardan 18 tane fazla kemiği olduğunu,

» Mavi balinaların çıkardığı seslerin 850 km kadar uzaktan duyulabileceğini,

» Fillerin günde ortalama 2 saat uyduklarını,

» Kediler için 7.kattan düşmenin,32.kattan düşmekten daha tehlikeli olduğunu(Çünkü kediler ancak 6.katta terminal hıza ulaşabiliyorlar),

» Kelebeklerin ayaklarıyla tat aldıklarını,

» Yavru bir balinanın boyunun 10 m olduğunu,

» Dört tane gözü olan köpek balıklarının olduğunu,

» Balinaların günlük 1,500 ton su yuttuklarını ve bu suyun tekrar bir kısmının geri aldığı yere verdiklerini,

» Yusufcuk böceğinin (helikopter böceğinin.)30.000 tane gözü olduğunu,

» Yengeçlerin altındaki keselerinde yüzlerce yengeç yavrusu olduğunu,

» Pelikanlar balıkları üstten gördüğünde hemen o bölgeyi tespit edip suyu ağzına çektiğini,sonrada suyu dışarı püskürtüp balığı yediğini,

» Şempanzelerin en sevdiği yiyeceğin karınca olduğunu ve bu karıncaları yerden bir çubuk bulup o çubuğu tükürükleyip daha sonra çubuğu karınca yuvasına sokup çekerek karıca tuttuğunu ve yediğini,

» Kasak kuşları yakaladığı avları sert pençeleri olmadığından, dikenlere batırarak öldürdüğünü,

» Gorillerin soğuk günlerde ısınmak için kendi dışkılarını yediklerini,

» Şempanzelerin yüzme bilmediklerini,

» Kedilerin beyninde 32 tane kas olduğunu,

» Kereviz yerken harcanan kalorinin, kerevizin verdiği kaloriden fazla olduğunu,

» Meşe ağaçlarının elli yaşına gelmeden meşe palamudu vermediklerini,




» Bukalemunların dillerinin kendi vücutlarından 2 kat daha uzun olduğunu,

» Değerli taşların çoğunun birkaç elementten oluşmasına rağmen, pırlantaların tamamen karbondan oluştuğunu,

» Yataktan düşerek ölme olasılığının iki milyonda bir olduğunu,

» İlk çamaşır makinesinin 1907 yılında Hurley Machine tarafından icat edildiğini ve az sürede başka birine satıldığını,

» Kıta isimlerinin hepsinin aynı harfle başlayıp bittiğini,

» Avustralya’daki Tuvaletlerin sifon sularının saat yönünde aktığını,

» Ortalama bir erkeğin,hayatının 3 350 saatini traş olmakla geçirdiğini,

» Geçen 3 500 yılın sadece 230 yılının barış içinde geçtiğini,

» Bir insanın 8 yıl,7ay ve 6 gün hiç susmadan bağırırsa, bir fincan kahve pişirecek enerjiyi üretebildiğini,

» Başımızı hiç ara vermeden bir duvara vurduğumuz taktirde,bir saatte150 kalorilik enerji tüketeceğimizi,

» Kutup ayılarının hepsinin solak olduğunu,

» Bir pirenin, kendi vücudunun 350 katı mesafeye sıçrayabildiğini ve bu bir insanın futbol sahasının bir ucundan diğer bir ucuna atlayabilmesi kadar olduğunu,

» Sıçrayamayan tek hayvanın fil olduğunu,

» Sümüklüböceklerin dört tane gözü olduğunu,

» Bir deve kuşunun gözünün beyninden büyük olduğunu,

» İnek sütünün pH+ değerinin 6 olduğunu,

» Bir timsahın gözlerinin arasında ki mesafenin ayaklarının büyüklüğüne eşit olduğunu,

» Dalmaçyalıların gut olmayan tek köpek cinsi olduğunu,

» Arıların bazı çiçeklerden yaptığı balların zehirli olduğunu,bu zehrin arıları etkilemediği için arıların bu çiçeklerden de nektar topladıklarını, ancak yaptıkları balın insanları zehirlediğini ve bu zehirli bala deli bal dendiğini,

» Çiftçilere zarar veren böceklerden bugün bilinen bir milyon civarında böcek türü olduğunu, tüm böcek türlerinin sayısının ise 10 milyon civarında olduğunu,

» Dünyada yaşayan en büyük hayvanların mavi balinalar olduğunu,30 filin ağırlığında ve futbol topu büyüklüğünde gözlerinin olduğunu,

» Balinaların balık olmadıklarını,deniz de yaşayan memeli hayvanlar olduklarını,

» Balinaların yavrularını doğurup , sütle beslediklerini ve karada yaşayan canlılar gibi akciğeri ile nefes aldıklarını,

» Yavru Mavi balinaların 7 metre Boyunda ve 3 ton ağırlığında doğduklarını,bu hayvanların çok büyük olmalarına karşın başlıca besinlerinin sürüler halinde yaşayan ve kirli denilen bir çeşit karides olduğunu,

» Karada yaşayan en büyük hayvanın fil olduğunu,



» Denizlerde yaşayan çoğu gözle görülemeyecek kadar küçük bitki ve hayvanlara plankton denildiğini,bitkisel planktonların dünyadaki tüm ormanlardan daha fazla oksijen ürettiğini,

» Planktonların olmadığı bir deniz hayatının düşünülemeyeceğini,

» Birçok balığın ve diğer deniz canlılarının bu planktonları yiyerek yaşadıklarını, planktonlar olmazsa,karalarda da hayatın olmayacağını,


» Her solucanın 32 bölümden oluştuğunu,

» Akreplerin sırtında 2 tane kanadı olan çeşitleri olduğunu ve bunların o kanatlarla uçabildiklerini,

» Balıkçıl (Japon turnaları)’ların yumurtalarını rastgele suya bıraktıklarını ve bu yumurtaları zamanı gelince elle koymuş gibi bulduklarını,

» Orix ve kertenkelelerin su içmeden yaşayabildiklerini,

» Ceylanların su ihtiyaçlarını bitkilerden sağladıkları için,hiç su içmeden yaşayabildiklerini,

» Her insanın beyninin %90’ının su olduğunu,

» Beyindeki sinir damarlarının % 40’ının protein,% 51-54’ünün ise yağ olduğunu,

» Beynin metabolizmasında sadece karbonhidrat(glikoz) kullanıldığını,

» Beyinin doku hücreleri ürettiğini ve bu hücreleri üretirken yaptığı tüketimin,100 mgr doku için 3,5 ml/dk olduğunu,

» Bir insan beyninde yaklaşık olarak 90-100 milyar tane hücre bulunduğunu,

» Bir bitin yaşadığı sürece 200-300 yumurta bıraktığını,

» Ergin bir bitin her ısırışta yaklaşık olarak 0,008 gr kan emdiğini,

» İnsanların vücutlarında olan bitlerin 6 ayakları olduğunu,

» Mavi balinaların günde yaklaşık olarak 40 milyon tane planktonla beslendiğini,

» Mavi balinaların başının üstündeki deliklerden 100 ton su alabildiklerini ve bu suyu bir süzgeç göreviyle tuttuklarını,

» Mavi balinaların hızlarını aldıktan sonra 3 saat hiç kıpırdamadan su üstünde süzülebildiklerini,

» Mavi balinaların dişleri yerine kıkırdakları olduğunu,

» Mavi balinaların yediği plankton balıklarının insanlar için de çok önemli bir besin maddesi(balık)olduğunu,

» Planktonların bir kerede 10,000 tane yumurta yumurtladığını,

» Plankton balığının 6 ülkede en pahalı balık olarak satıldığını,

» Yavru köpek balıklarının 3000 tane dişleri olduğunu,

» Ormanın kralı nasıl aslan ise,okyanusların krallarının da köpek balıkları olduğunu,

» Karada yaşayan hayvanlardan,en iri ve en güçlüsünün fil olduğunu,

» Sıçan ve farelerin 10 memelerinin olduğunu ve bunların dördünün göğüste,altısının da kasıkta olduğunu,

» Okyanus kaplumbağasının hiçbir şey yeyip içmeden 1 yıl yaşayabileceğini, ömürlerinin de 200 yıl olduğunu ,

» Bir okyanus kertenkelesinin (ikuana’nın) su altında hiç nefes almadan yarım saat durabildiğini,

» Arı kuşlarının saniyede yaklaşık 60-70 defa kanat çırptığını,

» Bir timsahın su altında hiç nefes almadan 4-5 saat kalabildiğini,

» Timsahların güneşe çıktıklarında rahatlamak için ağızlarını açtığını,

» Köpekbalıklarının,yiyeceği canlının titreşimlerini tam 100m öteden hissettiklerini,

» Somun balıklarının çoğalmak için 100 km ileri gittiğini,

» Kuşlar içinde en büyük yumurtanın deve kuşu yumurtası olduğunu,bu yumurtaların yaklaşık 1,5 kg ağırlığında olduğunu,

» Günümüzden 700 yıl önce soyu tükenen fil kuşlarının yaklaşık 12 kg ağırlığında yumurta yumurtladığını,


» Gülmek için 17, kaşlarımızı çatmak için 42 kasımızın çalışması gerektiğini,

» En küçük yumurtanın aynı zamanda en küçük kuş olan sinek kuşuna ait olduğunu,bu kuşların yumurtalarının yarım gramdan daha hafif ve bir buğday tanesinin yarısından daha küçük olduğunu,

» Çiğ yumurtayı elimizle döndürüp tekrar tuttuğumuzda içinin döneceğini,

» Dünyanın en büyük çiçeğinin Endonezya’daki yağmur ormanlarında yaşayan Raflezya adındaki çiçek olduğunu ve bu çiçeğin çapının 1 metreden fazla olduğunu,

» Bazı bitkilerin et yediklerini,sinek kapan bitkisinin yapraklarının,dokunulduğunda hızla kapandığını ve bu bitkinin,yaprağına konan böceklerle beslendiğini,

» Dünya’nın en uzun ağaçlarının Amerika Birleşik Devletleri’nin Kaliforniya eyaletinde yaşayan sahil sekoyaları olduğunu,bu ağaçların yaklaşık 2000 yıl yaşadıklarını ve ağırlıklarının 500 tonu bulduğunu,

» Sahil sekonyalarının yakın akrabası olan ve 90-95 metre boya ulaşabilen dev sekonyaların ise 3000 yıldan fazla yaşadıklarını,bu ağaçların en uzunun 112 metre boyunda olduğunu,

» Dünyanın en yaşlı ağacının Amerika Birleşik Devletleri’nin Kaliforniya eyaletinde yaşayan bir kara çam olduğunu ve bu ağacın 4.600 yaşında olduğunu,

» Ağaçların büyürken gövdelerinin her yıl genişlediğini,bu genişlemelerin gövdeye her yıl bir halka kazandırmış olduğunu,ve bu halkaların sayılarak ağacın yaşının bulunabilineceğini,

» Ihlamur ağacının odunu en hafif odunlardan biri olduğundan model uçaklar gibi hafif olması istenen eşyaların ıhlamur kerestesinden yapıldığını,

» Kestane ağacının kerestesinin yaklaşık 500 yıl dayandığını ve Karadeniz Bölgesinin tarihi evlerinin bu kerestelerden yapıldığını,

» Dünya’nın yedi harikasından biri olan Babil şehrindeki asma bahçelerinin,zamanına göre çok ileri sulama yöntemleriyle o hale geldiğini,

» Bütün kar tanelerinin altıgen olduklarını,her yağışta düşen milyarlarca kar tanesinden hiçbirinin diğerine benzemediğini,

» Bugüne kadar görülen en büyük dolu tanesinin 19 cm çapında olduğunu,bunun yaklaşık bir futbol topu kadar olduğunu,

» Gökyüzünün mavi görünmesinin nedeni atmosfer olduğunu,atmosferdeki tozların ve su damlacıklarının mavi rengi daha çok yansıttıkları için gökyüzünün bu renkte olduğunu,Uzayda ise Güneş ışığını renklerine ayırıp bunlardan birini yansıtacak her hangi bir madde olmadığı için Uzayın siyah renkte olduğunu,eğer Ay’da yaşasaydık gökyüzüne baktığımızda gökyüzünü siyah göreceğimizi,

» En çok yağış alan yerin Hawaii adasındaki bir dağ olduğunu,buraya yılda 350 gün yağmur yağdığını,

» En az yağış alan yerin Güney Amerika kıtasındaki Şili’nin Atakama Çölündeki bir bölge olduğunu,buraya 1971 yılında yağan yağmurdan önce 400 yıl hiç yağmur yağmadığını,

» Bugüne kadar ölçülen en yüksek rüzgar hızının ABD’nin Teksas eyaletinde görülen bir hortum olduğunu ve bu horumda 450 km/saat hızında rüzgarlar oluştuğunu,

» İpek ticareti için Avrupa’dan Çin’e gidip gelen kervanların yüzyıllarca kullandıkları aynı yolun İpek yolu olduğunu,

» Arıların buldukları çiçeklerin yerlerini diğer işçi arıların arı dansı denilen bir işaret dili ile anlattıklarını,bu dans sırasında yapılan hareketlerin çiçeğin uzaklığını ve yönünü anlattığını,

» Yer yüzünde en şiddetli rüzgarın,saatte 509 km. süratle 1999’da Oklahoma’da estiğini,

» Bir insanın,gözünü günde ortalama 100.000 kez kırptığını,


» 3.Bin yılın 365.242 gün süreceğini,

» ABD’nin California eyaletinin Ukiah kentinde bulunan ve 112,8 metre uzunluğundaki ağacın dünyanın en uzun ağacı olduğunu,

» Kanguruların geri geri yürüyemediklerini,

» İstakozların kanının mavi renkte olduğunu,

» Sivrisineklerin 47 tane dişi olduğunu,

» Zürafaların, 35 cm uzunlukta siyah bir dile sahip olduklarını,

» Salyangozların 25.000 civarında dişleri olduğunu,

» Timsahların daha derine batabilmek için taş yuttuklarını,

» Hastalanmayan tek hayvanın köpek balığı olduğunu,

» Penguenlerin, yüzebilen fakat uçamayan tek kuş olduğunu,

» İnsanların ölümüne en fazla sebep olan hayvanın sivrisinek olduğunu,

» Bir sineğin hızının saatte 8 kilometre olduğunu,

» Atların bir ay kadar ayakta kalabildiklerini,

» Büyükçe bir yunus balığının günde 2 ton yiyecek tükettiğini,

» Bir karıncanın, kendi ağırlığının 50 katı kadar olan bir ağırlığı kaldırabildiklerini,

» Bir pirenin, kendi büyüklüğünün 150 katı kadar yüksekliğe zıplayabildiğini,

» İyi bakılan ve erken yaşlarda kısırlaştırılan bir tavşanın 8 ile 12 sene arasında yaşadığını,

» Son 4.000 sene içerisinde herhangi bir hayvanın evcilleştirilmediğini,

» Fillerin hortumunda 7 litre su tutabildiğini,

» Karıncaların yuvalarını çeneleriyle kazdıklarını,

» Karıncaların yuvalarının yaklaşık 4-5 katlı olduğunu,

» Karıncaların, beslenme odaları, bakım odaları,gıdalarını depoladıkları odalar ve kendilerini her türlü dış etkilerden koruyan tuzaklar hazırladıklarını,

» Dünyanın en büyük ve en hızlı büyüyen hayvanın mavi balinaların, 31 m boyunda,200 ton ağırlığında olduklarını,

» Mavi balina yavrularının 2-3 senede erişkinlerinin boyuna ulaşabildiklerini,

» Dünyanın en hızlı hayvanı Çita olduğunu ve hızının saatte 112 km’ye kadar ulaştığını,

» Dünyanın en hızlı kuşunun Boğazlı Kırlangıçlar olduğunu,

» Boğazlı kırlangıçların uçmaya başladıkları andan itibaren hızlarının 3 saniye içinde 128 km/h’e ulaştığını,

» Kuşların gagalarında ve gagalarının altında dişlerinin olmadığını,

» Köpekbalıklarının iskeletlerinin kıkırdaktan oluştuğunu,

» Fillerin boyunun 7 metre,ağırlığının 6-7 ton olduğunu,

» Farelerin 5. kattan düştüğü zaman bile,hiçbir zarar görmeden kurtulabildiğini,

» Bir filin,hortumunun yaklaşık 40 bin kastan meydana geldiğini,

» Fillerin suyu hortumuyla içmediğini,sadece hortumuyla çekip ağzına püskürttüğünü,

» Farelerin bir akarsuda akıntıya karşı 1 km’ye kadar yüzebildiğini,

» Bir çift farenin, yılda 500,üç yılda 20 milyon tane yavru meydana getirdiğini,

» Bir filin ömrünün 70-80 yıl olduğunu,

» Farelerin Avusturya hariç her yerde yaşadıklarını,

» Bir sıçanın ömrünün 1-2 yıl olduğunu ve 500’den fazla çeşidi olduğunu,

» Köpeklerin saatte 50 km hızla yol aldığını…





BİLİYOR MUSUNUZ ?
















AYAKKABIDAKİ LEKELER NASIL ÇIKARILIR? AYAKKABI TEMİZLİĞİ NASIL YAPILIR?

Su lekesi – Boyamadan önce vazelin sürün.
Küf lekesi – Gliserin sürülmüş bir bezle temizleyin.
Spor ayakkabıların temizliği – Ayakkabıyı, benzine batırılmış eski bir diş fırçasıyla ovalayın.
Açık renk ayakkabılardaki lekeler – Benzine batırılmış bir bezle silin.
Koyu renk ayakkabılardaki lekeler – Alkole batırılmış bir bezle temizleyin.
Vernikli ayakkabılar – Süt ve limon suyu döktüğünüz bir bezle temizleyin.
Süet ayakkabılarınızın tüylerini kabartmak – Ayakkabıyı su buharına tutun, ayakkabı iyice kuruyunca tel fırçayla fırçalayın.
Rugan ayakkabılardaki çatlamaları önlemek – Zeytinyağı veya vazelin sürün. Sıcaklık rugan ayakkabıların çatlamalarına sebep olduğu için serin yerde saklanmaları gerekir.

Kahverengi ayakkabıları siyaha boyamak isterseniz önce çiğ patatesle ovalayın sonra siyah cila sürün.







Karın kası nasıl yapılır? Karın kasları nasıl ortaya çıkarılır ve ne yapmak gerekir?





Yaz geldi ama karın kaslarımız çıkmadı. Peki çıkartmak için neler yapmalıyız? Bildiğiniz gibi göbek yağını eritmek oldukça sıkıcı bir süreç. Bunun için zaman, sıkı bir çalışma programı ve en önemlisi kararlılık gerekir. Her gün doğru adımları atarak, en sonunda baklavalarınızı ortaya çıkarabilirsiniz. Ancak bir kaç seferliğine bile olsa planınızdan saparsanız ki bunu çoğu erkek yapar, muhtemelen karın kaslarınızı göremezsiniz.

Genetik etki

Öncelikle anlamanız gereken herkesin farklı bir karın şekli vardır. Bazen ne kadar uğraşsanız da, dergilerde ve billboardlarda gördüğünüz erkeklerin karın kası gibi kasa sahip olamayabilirsiniz. Çünkü sizin genetik şekliniz onlarla aynı olmayabilir. Bu sizin elinizde olan bir şey olamadığı için ve vücudunuzun alacağı şekil bir sonraki aşama olacağı için, bu olaya çok takılı kalmayın. Eğer buna çok kafayı takarsanız, motivasyonunuz düşer. Ama eğer takmazsanız, gerekli vücut yağı düzeyine düşerseniz ve düzgün uygularsanız, karın kasınızda gözle görülebilir bir değişim olacaktır.

Yiyecek etkisi

Sıra beslenmenin denklemdeki yerine geldi. Karın kasları mutfakta yapılır sözünü duymuş muydunuz? Bu çok doğrudur. Herkesin biraz karın kası vardır ama yağların altında gizlenmiştir. Bu yağ tabakasını yok etmekte , yediğiniz besinler %90 etkiliyken, egzersizlerin etkisi %10′dur. Eğer yiyeceklerinizi kontrol edemeyecekseniz, karın kası sizin için hedef olmasın.

Eskiler diyetinizde az yağlı yiyecekler yer almalı derken, modern zamanlarda bu görüş değişti. Şimdi orta yağ, az veya orta değerde karbonhidratlı yüksek protein diyetleri tercih ediliyor. Bu diyet, insülin düzeylerini daha iyi kontrol eder. Çok kalorili beslenmede, insülin vücutta yağ tutan başlıca hormondur. Bu çok karbonhidrat tüketerek zayıf kalamazsınız demek değildir, genelde açlık seviyeleri düşük karbonhidrat rejimleriyle daha rahat kontrol altına alınabilir ve daha az kalori alınır.

Karın rutini

Bu düzenli performanslar karın kasınızın şekillenmesi ve yağlar gittikten sonra görünür hale gelmesi için çok önemlidir. Karın kaslarının sizin vücudunuzun temelini oluşturduğu düşünülürse, onu güçlendirmek için biraz zaman ayırmanız gerekmektedir.

Egzersiz topu ile hareketler

Karın hareketleri için, dengenizi bozacak hareketler seçin bu karın kaslarının daha fazla çalışmasını sağlayacaktır. Egzersiz topları bunun için süper bir alettir, onunla birçok hareket yapabilirsiniz. Bu hareketler topla öne ve yanlara eğilme, topun üzerinde zıplama ve bacağınızın arasında topla bacağınızı kaldırmak olabilir.

Ağırlık çalışmaları

Eğer karın kaslarınızı geliştirmek istiyorsanız, karında ağırlık çalışması en iyisi olacaktır. Kas dokusu ona fazla ağırlık verdikçe güçlenir. Tüm vücuttaki kaslar gibi, karın kaslarına da aynı şekilde davranılmalıdır. Sürekli arka arkaya şınav çekmek, ağır bench press’le (Göğüs itiş) çalışmak kadar etkili değildir. Bu kural karın kası için de geçerlidir. Muhteşem hareket seçenekleri: Ağırlıkla mekik çalışmaları, ağırlıkla karın kası kelebek hareketi, bilekte ağırlıklarla ayakları yukarı kaldırmak.

Hareketsiz olarak kasılma ile adale egzersizleri

Son olarak , programınızda yer alan egzersiz uzun süreli hareketsiz olarak kasılma egzersizleridir. Bunun yararı kaslara nasıl kasılarak duracağını öğreterek, rahat bıraktığınız zaman bile kaslarınızı gösterebilmenizdir. Hareketsiz olarak kasıldığınızda, bu duruş alışkanlık haline gelecek, ve bir zaman sonra farkında olmadan kendinizi rahat bıraktığınızda da karnınızın bu duruşta durduğunu göreceksiniz.

Bu 10 saniye tutup-bırakma gibi germe çalışmaları ile ve bunu 5-10 tekrarla günde birkaç kez yaparak başarabilirsiniz. 2-3 haftada farkı göreceksiniz.





********************************************************************************************






İSTANBUL SEMTLERİNİN ADI NASIL KOYULDU,HİKAYESİ NEDİR ? İSTANBUL'DA Kİ SEMTLER İSMİNİ NASIL ALMIŞ ?


AKSARAY - Aksaray’dan gelenler buraya yerleştirilmiştir. Bu semt adını bu günkü Aksaray Şehrinden gelenler vermiştir.

AJIRKAPI - Padişah sarayının sonunda ki has ahırın (Padişahın atlarının barındığı ahır) yanında olduğu için Ahır Kapısı diye anılmıştır.

AKARETLER - Sultan Abdulaziz Taşlıkta Aziziye camiinin giderlerini karşılamak üzere bir vakıf kurmuştur. Bu vakfa gelir sağlamak için de gelir getiren anlamında Akaretler yaptırmayı planlamıştır. Bu planı bitirmek ise II.Abdulhamit’e nasip olmuştur. Bu yüzden semtede Akaretler denmiştir.

ALTUNİZADE– Altunizade İsmail Zühtü Paşa’nın yaptırdığı cami, semtinde bu adla anılmasına sebep olmuşştur. Zühtü Paşa’nın babası altın alım satımı ile iştigal ettiğinden Zühtü Paşa’ya da Altunizade denmiştir.


ARNAVUTKÖY – Önceleri, Boğaziçi’nin bu sevimli semtinde Arnavutlar oturduğu için buraya bu ad takılmıştı.

ATAKÖY – Ataköy’ün eski adı Baruthane dir. II.Mahmut tarafından buraya baruthane yapılmıştır. O zamanlar Ataköy (İstanbul’un dışı sayıldığından baruthane yapımı için uygun bir alan olarak görülmüştür.) Daha sonraları Emlak ve Kredi Bankası bu bölgeye 50 – 60 bin nüfuslu bir yerleşim yeri kurmuştur(1950). Yeni yerleşim yerinin adı da Ataköy olur.

AYAZAĞA – İsmini yeni çeri kethudası Ayaz Ağa’nın çiftliğinden almıştır. Abdulaziz döneminde buraya yaptırılan saray bugün binicilik okulu olarak kullanılmaktadır.

AYRILIK ÇEŞMESİ(Haydarpaşa’da) – Eskiden hac alayı bu çeşme çevresinde toplanır, oradan yola çıkardı. Hacca gidenler eşlerine, dostlarına orada veda ederek ayrılırlardı.

BAĞLARBAŞI – Çok eskiden bir Ermeni manastırına ait bağların başladığı yermiş. Zamanla oraya Bağlarbaşı denmiştir.

BALAT – Rumca saray anlamına gelen palation sözcüğünden geldiği söylenir. Önceleri İstanbul’un kapılarından birine verilin bu ad, sonraları semtin adı olmuştur.

BEBEK – Fatih Sultan Mehmet Han buranın muhafazası için gönderdiği komutanın lakabından gelmektedir. (Bebek Çelebi Bebek Çavuş)

BEDESTEN – Arapça bir söz olan Bezzaz dan türetilmiştir. Bez, kumaş taciri, Manifaturacı anlamına geliyor. Kumaş tacirlerinin bulunduğu yere de bezzazistan denildiğinden. zamanla halk arasında ağza kolay gelmesinden dolayı bedestan’a dönüşmüştür.

BEYLERBEYİ – III. Murat devri beylerbeylerinden Mehmet Paşa’nın yalısını bulunduğu için köye bu ad verilmiştir.

CİHANGİR – Kanuni Sultan Süleyman pek sevdiği oğlu Cihangir için burada bir cami yaptırmıştı. Semt adını bu Cihangir Camisi’ nden almıştır.

ÇARŞAMBA – Samsun Çarşamba ovasından gelenler yerleştirildiği için buraya da Çarşamba denilmiştir.

ÇENGELKÖY– XIX. Yüzyılda Kaptan-ı deryalıklarda, valiliklerde bulunmuş, yiğitliğiyle tanınmış Çengeloğlu Tahir Paşa burada bir mescit yaptırmıştı.

HAREM – Üsküdar Sarayı’ nın harem dairesine gidecekler bu iskeleye çıkarlardı.

HAYDARPAŞA – III. Selim vezirlerinden Haydar Paşa oradaki kışlayı yaptırmıştı.

İHSANİYE – Selimiye kışlası ile Karacaahmet arasındaki bu mahallenin bulunduğu yerde eskiden bir saray vardı. Padişah yıkılmaya yüz tutan bu sarayın arsasını halka “ihsan” ettiği (bağışlandığı) için semtin adı “İhsaniye” kalmıştır.

KABATAŞ– İskelenin bulunduğu yerde eskiden büyük bir taş vardı. Osmanlı devri ileri gelenlerinden “Köse Kahya” diye tanınmış Mustafa Necip çelebi bu taşı yontturup iskele haline getirdi.

KADIKÖY– Bugün Osmanağa Camisi diye anılan caminin yerinde eskiden Kadı Mehmet Efendi’nin yaptırdığı bir mescit vardı. Semtin adı bundan dolayı “Kadıköy” kalmıştır. Bugünkü camiyi I. Ahmet devrinde Babüssaade Ağası Osman Ağa yaptırmıştır. Diğer bazı kaynaklara göre Bizans’ın fethinden sonra burası İstanbul’un ilk kadısı Hızır Bey’e bağışlanmış, bundan ötürüde semt “Kadıköy” adını almıştır.

KANLICA– Bu bölgeye Kanuni Sultan Süleyman tarafından Anadoludan Türkmen ve göcebe bazı türk kabileleri getirtilip yerleştirilmiştir. Bu göçebelerin buraya yerleşmeleri kağnılarla olduğu ve çok uzun bir süre içinde ancak yerleşebildikleri için halk arasında bu bölgeye Kağnıca, sonralarıda Kanlıca denmiştir.

KUZGUNCUK – Fatih Sultan Mehmet devrinde, Kuzgun Baba diye anılan bir derviş burada oturmuştu.

TAKSİM– İstanbul sularının bir bölümünün buradan taksimi yapıldığı için burasıda suların taksimi (ayrımı) yapılan yer olarak kalmıştır

ÜSKÜDAR – Farsça “Konak” anlamına gelir. Eskiden Anadolu’ya İran’a, Arabistan’a gidip gelen kervanlar burada konaklardı.

VANİKÖY– Eski adı Papazbahçesi’ydi. IV. Mehmet, Şeyh-i Sultani Esseyit Mehmet Vani (Vanlı) ye bu yerleri hediye etti, o da kendisine burada bir yalı, bir iki ev yaptırdı.

















BİLGİSAYAR KARŞISINDA NASIL ERGONOMİK OTURULUR ? BİLGİSAYAR BAŞINDA NASIL OTURMALIYIZ ?






Bütün gününüz bilgisayar karşısında geçiyor ama gün bittiğinde bel, boyun, diz ve sırt ağrıları çekiyorsunuz… Anormal değil, bilgisayar kullanıcılarının birçoğunun yaşadığı bir problem bu.

Fakat işin kötüsü ergonomiye önem vermemekten kaynaklanan bu ağrıların vücudunuzda daha ciddi hasarlara sebep verebilecek olmaları. Bilgisayar kullanırken nelere dikkat etmeniz gerektiği konusunda bu yazıdan bilgi alabilir ve verilen detaylara dikkat ederek, daha ağrısız, daha rahat bir iş günü yaşayabilirsiniz.





1.Adım: Sandalyeniz

- Kalçanızı, sandalyede gidebildiği kadar geriye itin. Ve belinizi iyice yaslayın.

- Ayaklarınızı yere tam, düz basacak şekilde oturma yüksekliğini ayarlayın ve dizlerinizin kalçanızdan çok az daha alçakta ya da aynı hizada olmasına özen gösterin.

- Sandalyenizin arkasını 100°-110°’lik bir geniş açı yapacak şekilde ayarlayın. Sırtınızın alt ve üst kısmının desteklendiğinden emin olun. Gerekiyorsa şişme yastıklar ya da küçük kırlentler kullanın. Sandalyenizde aktif bir sırt mekanizması varsa, sık sık pozisyon değiştirmek için bu mekanizmayı kullanın.

- Kol koyma yerlerini (takmalıysa), omuzlarınızı dinlendirecek şekilde ayarlayın. Eğer kol koyma yerleri bunu engelleyici işlev görüyorsa, kol koyma yerlerini çıkarın.





2.Adım: Klavyeniz





Mafsallı bir klavye altlığı, girdi aygıtları (input device) için en iyi konumlandırmayı sağlayabilir. Ancak, bu fareyi (Mouse) da kapsamalı; ayakların konabileceği bir boşluk, ayarlanabilir yükseklik ve eğme mekanizmasına da sahip olmalıdır. Klavye altlığı, sizi telefon gibi diğer çalışma araçlarından uzağa itmemeli.

- Klavyenize doğru kendinizi çekin ve olabildiğince yaklaşmaya çalışın.

- Klavyeyi, doğrudan vücudunuzun önünde olacak şekilde yerleştirin.

- Klavyenin hangi bölümünü daha fazla kullandığınızı belirleyin ve bu bölümü vücudunuzun ortasına denk gelecek şekilde yeniden ayarlayın.

- Omuzlarınızı rahatlatacak şekilde klavyenin yüksekliğini ayarlayın, dirseklerinizi 100° ila110°derecelik hafifbir açıklıkta tutun ve bileklerinizle elleriniz de düz vaziyette olsun.

- Klavyenizin eğimi, oturma pozisyonunuza bağlıdır. Klavye altlığı mekanizmasını ya da klavye ayaklığınıkullanarak, eğimi ayarlayın. Öne doğru ya da dik bir pozisyonda oturuyorsanız, klavyenize kendinizden uzak bir şekilde negatif açılı bir eğim verin. Eğer arkanıza yaslandıysanız, hafif pozitif bir eğim düz bir bilek pozisyonu almanızı sağlayacaktır.

- Bilek dinlendiricileri, sert yüzeyleri yumuşatacak ve nötr bir duruş almanıza yardımcı olacaktır. Ancak, bilek dinlendiricileri, sadece klavyeyle yazma aralarında avuç içlerini dinlendirmek için kullanılmalıdır. Klavyede yazarken aynı zamanda bilek dinlendiricisini kullanmak tavsiye edilmiyor. Çok geniş bilek dinlendiricileri ya da klavyenizdeki “boşluk” (space) tuşundan yüksekte olan bilek dinlendiricilerini kullanmaktan kaçının.

- Farenizi, klavyenin olabildiğince yakınına yerleştirin. Farenizi hafif eğimli bir yüzeyin üstüne yerleştirerek ya da 10 tuş takımının üstüne yerleştirilen bir fare köprüsünü (mousebridge) kullanarak, imleci (fare okunu) daha yakına getirebilirsiniz.

Tamamıyla ayarlanabilir bir klavye altlığına sahip değilseniz, çalışma masanızın ve sandalyenizin yüksekliğini ayarlamanız, ya da rahat bir pozisyonda oturmak için bir koltuk minderi kullanmanız gerekebilir. Ayaklarınız havada kalıyorsa, ayaklarınızın altına mutlaka bir ayak koyma desteği koyun.





3.Adım: Ekran, Belge ve Telefon



Ekranın ve kaynak belgelerinin yanlış konumlandırmaları, garip durumlara yol açabilir. Ekranı ve kaynak belgelerini boynunuz, rahat ve nötr pozisyonda olacak şekilde ayarlayın.

- Ekranı, klavyenizin üzerinde, tam önünüzde olacak şekilde ortaya alın.

- Ekranın tepesini, göz hizasından 5-7 santimetre yukarda olacakşekilde ayarlayın. (Eğer çift odaklı gözlük camı kullanıyorsanız, ekranı rahat bir okuma düzeyine getirmek için alçaltın.

- Ekrandan en az, bir kol uzunluğu kadar uzakta oturun ve ekranı normal derecede görebileceğiniz şekilde ekranla aranızdaki uzaklığı ayarlayın.

-Ekranı dikkatle bir şekilde yerleştirerek, ekranda oluşan ışık parlamasını en aza indirgeyin.

Ekranı, odanızdaki camlara uygun açıda yerleştirin.
Gerekirse perde ya da panjurları kapatın.
Yukarıdaki ışıkkaynağından gelen ışığın ekranda yaptığı parlaklığı en aza indirmek için dikey ekran açısını ve ekran kontrollerini ayarlayın.
Işık yansımalarını düşürme tekniklerinden diğer bazıları arasında, optik cam parlaklık filtreleri, ışık filtreleri veya ikincil masa lambaları en çok kullanılanlar.
Kaynak belgesini tam önünüzde olacak şekilde sıralı bir “copy stand” kullanarak, ekran ile klavye arasına yerleştirin. Yeterli yer yoksa, kaynak belgelerini ekrana bitişik şekilde yerleştirilmiş belge tutucusunun üstüne konumlandırın.

- Telefonunuzu kolayca erişebileceğiniz bir yere koyun. Bir telefon ayaklığı bu işi fazlasıyla görecektir.

- Kulaklık ve telefon hoparlörü kullanın ve ahizeyle uğraşmayın.


4.Adım: Aralar ve Molalar




Bilgisayarlı çalışma alanınızı doğru bir şekilde kurduktan sonra, doğru ve iyi iş alışkanlıkları edinmeye çalışın. Ortam ne kadar mükemmel olursa olsun, uzun, sabit oturuşlar, kan dolaşımını engeller ve vücudunuza büyük zararlar verir.

- Her 20-30 dakikada bir esnemek ve gerinmek için 1-2 dakikalık kısa aralar verin. Her iş saatinden sonra, bir ara verin ya da en azından yaptığınız işi 5-10 dakikalığına değiştirin. Öğle tatillerinde, olabildiğince bilgisayarınızdan uzak durmayaçalışın.

- Gözlerinizi dinlendirerek ve periyodik olarak tekrar odaklayarak, göz yorulmalarını engellemeye çalışın. Monitörden başka bir şeye bakın ve daha uzaktaki bir objeye odaklanın.

- Ellerinizin avuç içleriyle gözlerinizi 10-15 saniyeliğine kapatarak, gözlerinizi dinlendirmeye alın.

- Çalışırken doğru konumda oturmaya özen gösterin ve olabildiğince hareket etmeye çalışın.

________________________________________________________





YENİ

24.03.2012








Evren Hakkında İnanılmaz Gerçekler




Evren hakkında bilmediğimiz belki milyonlarca, hatta daha fazla şey var. Milyarlarca yıldan beri, sınırlarını tamamen öğrenemediğimiz, hatta belki de hiçbir zaman öğrenemeyeceğimiz bu sonsuz düzlemde sürekli bir evrim yaşanıyor.
Hala tek bir gezegende yaşayan insan için, keşfedilmesi çok uzun bir zaman gerektiren evrenin boyutlarını rakamlarla ölçmek birçok açıdan imkânsız gelebilir. Ancak sonsuzluğun tanımlarından biri haline gelen uzayı aslında çok küçük sınırlara sığdırabileceğimiz gibi, anlaşılması çok güç gibi görünen şeyleri de çok kolay tanımlayabiliriz.
Sizce, Marilyn Monroe ile uzayın bugün nasıl bir bağlantısı olabilir?



Tüm insanlar bir küp şekerin hacmine sığabilir



Bunun nedeni, maddenin inanılmayacak derecede boş olması. Maddenin en temel yapı taşı olan atom, Güneş Sistemi’nin bir minyatürü gibidir. Atomun çekirdeği etrafındaki elektronlar, Güneş’in yörüngesinde hareket eden gezegenlere benzer. Merkezdeki çekirdek, elektronların yörüngelerine kıyasla çok ufaktır.

Bu da şu anlama geliyor: Eğer dünyadaki tüm insanlarda bulunan atomlardaki boşlukları çıkarsaydınız, geriye kalan maddeyi bir küp şekerin hacmi kadar alana sığdırabilirdiniz. Çünkü siz ve diğer tüm insanların yüzde 99.9999999999’u boşluktan oluşuyor!




_____________________________

Eğer Güneş muzdan yapılmış olsaydı, aynı sıcaklığı verirdi




Güneş’in ısısı yapısındaki birçok maddeden kaynaklanmaktadır. Güneş, merkezine çektiği maddeleri burada ezerek yaklaşık 15 milyon derecede ısıtır. Bu noktada önemli olan şey, ne tür bir bileşime sahip olursa olsun, tüm maddelerin çözülerek “plazma” adı verilen bir hale gelmesidir.



Kısaca, Güneş’in tam olarak neden oluştuğu çok önemli değil. Gerçekte, Güneş çoğunluğu hidrojen olan katrilyonlarca ton gazdan ibarettir. Diğer yandan, eğer katrilyonlarca ton muzu bir araya getirebilseydiniz, Güneş’le aynı sıcaklıkta bir yoğunluk elde edecektiniz. Ancak muzlar Güneş gibi sürekli sıcaklığını koruyamayacaktı.


____________________________

Evrenin yüzde 98’i görünmezdir




Evrenin kütlesinin sadece yüzde 4’ü insanları, yıldızları ve gezegenleri oluşturan atomlardan meydana gelmektedir. İnsanlar da henüz bu kütlenin sadece yarısını görebilmiş durumda. Evrenin yüzde 23’ü ise esrarengiz “karanlık madde”den oluşuyor. Karanlık maddenin var olduğunu gözlemleyebildiğimiz gezegenler üzerinde oluşturduğu çekim gücü sayesinde biliyoruz.

Evrenin yüzde 73’ü ise karanlık enerjiden oluşuyor. Henüz 1998’de keşfedilen bu enerji, tüm uzayı dolduruyor ve itici çekim kuvvetine sahip. Eğer geride kalan yüzde 98’lik bilinmeyen alanın ne olduğunu keşfedebilirseniz, büyük olasılıkla Nobel Ödülü’nün sahibi olacaksınız.


___________________________



Dünya’ya bugün düşen gün ışıkları 30 bin yaşında




Gün ışığı Güneş’in merkezinde meydana gelen nükleer reaksiyonlarla oluşuyor. Ancak Güneş o kadar yüksek bir yoğunluğa sahip ki, oluşan gün ışığının Güneş’in merkezinden çıkarak uzay boşluğuna erişmesi için kendine yol açması gerekiyor.

Eğer güneş ışınları önüne hiçbir engel çıkmadan düz bir çizgide ilerleyebilseydi, Dünya’ya ulaşması sadece 2 saniye sürerdi. Ancak gün ışığı o kadar külfetli ve zikzaklı bir yol izlemek zorunda kalıyor ki, Dünya’ya ulaşması yaklaşık 30 bin yıl alıyor. Yani, bugün tepenize düşen gün ışıkları aslında Buz Çağı’ndan kalma.


_____________________________


Zemin katta oturanlar en üst katta oturanlara kıyasla daha geç yaşlanıyor



Bu Einstein’ın yerçekimi teorisi ile bağlantılı bir konu. Einstein’ın teorisine göre, zaman güçlü yerçekimi alanında daha yavaş ilerliyor. Bir binanın zemin katındayken, doğal olarak en üst katta bulunan bir insana göre Dünya’nın merkezine daha yakın olursunuz.

Bu da daha fazla yerçekime maruz kalmanız anlamına gelmektedir. Sonuç olarak daha yavaş yaşlanırsınız. Tabi ki bu çok ama çok küçük bir etkidir. Yani genç kalmak için üst katlarda bir ev aramak zorunda değilsiniz!



Zaman yolculuğu bilinen fizik kanunlarına bağlı değil




Şaşırtıcı şekilde, Einstein’ın yerçekimi teorisine göre zaman yolculuğu en azından prensipte mümkün görünüyor. Fizikçiler yarım asırdan fazla bir süredir zaman yolculuğunun mümkün olmadığını göstermeye çalışıyor ancak şu ana kadar sonuç elde edebilmiş değiller.

Onların kâbus görmesine neden olan şey birilerinin geçmişe gidip anneleri daha doğmadan büyükbabalarını öldürmesi! Ünlü fizikçi Stephen Hawking, bu çelişkiyi ortadan kaldıracak bir fizik kanununun henüz bulunmadığına inanıyor. King, “Gelecekten gelen ziyaretçiler nerede?” diye soruyor.





Kanalları değiştirilen bir televizyonun ürettiği statik elektriğin yüzde 1’i Büyük Patlama’ya ait





Evren Büyük Patlama olarak bildiğimiz bir ateş topunun içinde doğdu ve ateş topunun ürettiği ısı o günden bu yana gidecek bir yer bulamadı. Evrende sıkışan sıcaklık bugün hala etrafımızda.

Tabii ki bu sıcaklık evrenin genişlemekte olduğu son 13.7 milyar yılda önemli oranda düştü. Bu yüzden bu ısı artık gözle görülebilen ışık halinde değil, mikrodalgalar halinde televizyon antenlerinin etrafında toplanıyor.

Bilim insanları, bu esasa dayanan “kuantum bilgisayarının” günümüzün en gelişmiş bilgisayarlarını bile geride bırakabileceğine inanıyor.




1 milyon evreni kapsayacak kadar bilgi 1 GB’lık flash diske sığabilir



Bu inanılması güç teorinin gerçek olmasının nedeni, kozmik evrenin sahip olduğu yapıdan kaynaklanıyor. Evren, fiziksel kozmoloji kapsamında maruz kaldığı hızlı genişlemeden dolayı “şişmiş” bir yapıda.

İster inanın ister inanmayın, 1 GB’lık bir flash diske, bir milyon evrene yetecek bilgi sığdırabilir.



______________________


Aldığınız her nefes Marilyn Monroe’nun verdiği nefesten bir atom içeriyor




Bunun nedeni atomların çok küçük olması. Monroe’nun verdiği her solukta akciğerlerinden çıkan atomların Dünya’nın atmosferine eşit olarak dağılıyor. Bu sebepten dolayı aldığımız her nefesin Monroe’nun veya Abraham Lincoln’ün ya da milyonlarca yıl önce yaşamı olan T-Rex’in soluğundan çıkan bir atomu içerdiğini söyleyebiliyoruz.



________________________

Evrenin bir yerlerinde, sonsuz sayıda siz varsınız



Bu kozmolojinin küçük, kötü sırrı. Bunu bilim adamlarının size anlatmak istememesinin nedeni ise utandırıcı olması. Ancak Evrenin yapısı ile fizik kanunları bir araya geldiği zaman, ortaya çıkan “quantum teorisi” evrenin bir yerlerinde geçmişin sonsuz defa tekrarlandığı bir alan olduğunu öne sürüyor.

Bunun nedeni fizikte, kozmolojide ya da her ikisinde fark etmediğimiz bir sorun olabilir. Veya gerçekten evrenin bir köşesinde sizin sonsuz sayıda kopyanız bulunuyor olabilir! Eğer bu aklınızı başınızdan almıyorsa, başka hiçbir şey de alamaz!




İNSAN VÜCUDU





İnsan vücudu, mucizelerle dolu bir makinedir:

Şimdi okuyacağınız vücudunuzla ilgili gerçekler sizi neden bu şekilde yaratıldığımız konusunda merakta bırakacak.

-İki kolumuzu yanlara doğru açtığımız zaman mesela sol orta parmaktan sağ orta parmağa olan uzaklık (vücudumuz dahil) bizim boyumuz kadardır
-Ayak tabanımız ile kafamız aynı uzunlukta [buda denenmiştir]
-Buda erkekler için] İster inanın ister deneyin ama doğru olduğunu göreceksiniz.''Bir erkeğin penis uzunluğu (ereksyon halindeki) kolunda bileğiyle dirseği arasındaki uzunluğun 5 toplamının 2 ile bölümüne eşittir.''
-Bilim adamlarına göre IQ'nuz ne kadar yüksekse o kadar çok rüya görürsünüz.
-İnsan vücudundaki en büyük hücre yumurta hücresi, en küçük hücre ise sperm hücresidir.
-Bir adım atmak için 200 kasınızı kullanırsınız.
-Ortalama bir kadın ortalama bir adamdan 5 inc (12,5 cm) daha kısadır.
-Ayak başparmağınızda iki kemik olmasına karşılık diğer dört parmağınızda üçer kemik bulunur.
-Bir çift ayakta 250,000 terbezi vardır.
-Tam dolu bir idrar kesesi aşağı yukarı bir beyzbol topu ebadındadır.
-Mide asidiniz bir jileti eritebilecek güçtedir.
-İnsan beyin hücresi 5 takım Encyclopedia Britannica'daki bilgileri alabilecek kapasitededir.
-Yiyeceğin ağzınızdan midenize ulaşması yedi saniye sürer ..
-Ortalama bir rüya 2-3 saniye sürer.
-Göğüsleri kılsız erkekler, kıllı erkeklerden daha fazla karaciğer sirozuna yakalanırlar.
-Döllenme anında, yaklaşık yarım saat tek bir hücre olarak yaşarsınız.
-Her bir ayağınızda yaklaşık bir trilyon bakteri vardır.
-Vücudunuzun 30 dakikada saldığı ısı ile iki litre suyu kaynatabilirsiniz.
-Diş minesi vücudunuzdaki en sert şeydir..
-Dişleriniz doğumunuzdan 6 ay önce (dişetlerinizin içinde) oluşmaya başlar.
-Sevdiğiniz birine bakarken gözbebekleriniz genişler, nefret ettiğiniz birine bakarken de.
-Vücutta kalbe giden tek damar yüzük parmağından geçiyor
-Sarışınlar, esmerlerden daha fazla saç teline sahiptir.
-Burnunuzla başparmağınız aynı boydadır.



HAYVANLAR HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER



Doğa, insanları hala şaşırtabiliyor: Bazı böcekler, kafaları kopsa bile 1 yıl daha yaşayabilir, gerçek çikolata köpekleri öldürebilir.

Yeryüzünde bazı canlıların özellikleri, hem ilginç, hem de oldukça şaşırtıcı...
Bu durum doğanın aslında nice mucizelerle dolu olduğunu da insanlara kanıtlıyor. İşte şaşırtıcı gerçekler:

* Istakozların kanı mavidir.

* Sıçan, deveden daha uzun bir süre susuz kalabilir.

* Erkek güve, dişi güvenin kokusunu 14 km'den alabilir.

* Bazı böcekler kafaları kopmasına rağmen 1 sene yaşayabilirler.

* Zürafa kulaklarını diliyle temizler.

* Çikolata köpekleri öldürebilir. Gerçek çikolata köpeklerin kalbini ve sinir sitemini olumsuz etkiler.

* Yarasalar mağaradan dışarı çıkarken hep sola döner.

* Baykuş, mavi rengi gören tek kuştur.

* İngiltere'deki bütün kuğular, kraliyet ailesine aittir.

* Sadece insanlar ve yunuslar zevk için cinsel ilişkide bulunurlar.

* Bir pire, kendi büyüklüğünün 150 kat yüksekliğine zıplayabilir. Bu oranı tutturmak için bir insanın yaklaşık 30 metre zıplaması gereklidir.

* Atlar bir aya kadar ayakta kalabilirler.

* Hastalanmayan tek hayvan köpekbalıklarıdır...
Tam şu anda, eminim ki son maddeyi deniyosun..:))

1 yorum:

emeğinize sağlık Çok teşekkürler okudukca ilginçleşiyor

Yorum Gönder

Paylaş

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More